Yedeksubay Öğretmenler I: Yale Üniversitesi'nden Mazmahor Köyüne

Başlık: 
Yedeksubay Öğretmenler I: Yale Üniversitesi'nden Mazmahor Köyüne 
Kaynak: 
Ulus, "Günaydın" ss. 1, 2 
Tarih: 
1960-12-17 
Lokasyon: 
Rahşan Ecevit Arşivi 
Metin: 
GÜNAYDIN

BÜLENT ECEVİT

Yedeksubay Öğretmenler : 1

Yale Üniversitesinden Mazmahor köyüne

Amerika'daki Yale Üniversitesinin adını olsun bilebilirsiniz. Fakat Gaziantep'in Mazmahor köyünün adını bile nereden bilesiniz?.. Türkiye'nin 40 bin köyünden biri, Mazmahor!.. Anayoldan ayrı, bir tepenin ardında taşlara gömülü... Ya Engin Cezzar nereden bileydi bu köyü?..

Engin Cezzar ki 1955 yılında Robert Koleji bitirmiş, o zamana kadar ömrünü Bebekle Şişli arasında geçirmiş... Sonra Amerika'nın en ünlü, en pahalı üniversitelerinden Yale'de 4 yıl tiyatro rejisörlüğü okumuş; 2 yıl Newyork'un «Aktörler Stüdyosu» nda aktörlük yapmış. Çalışmalarını iletletmek için daha bir süre Amerika'da kalacakken İstanbul'u özleyip, tatilini geçirmek üzere evine gelmiş. Hazır gelmişken yurdumda da sahneye çıkayım deyip Şehir Tiyatrosunda yepyeni bir anlayışla Sphakespeare'in Hamlet'ini oynayacak olmuş. Oyun öyle tutunmuş ki 6 ay sürmüş. Hazır bu kadar kalmışken askerliğimi de yapayım demiş, Askerlik derken de kendini Gaziantep'in Mazmahor köyünde bir köy öğretmeni olarak bulmuş.

Yale Üniversitesi mezunu, genç fakat ünlü Hamlet aktörü, Şişli'li Engin Cezzar, şimdi, Gaziantep'in Mazmahor köyünde dünyanın en mutlu insanlarından biri... Kendi gibi yedeksubay öğretmen arkadaşı Necati Akar'la birlikte, yemeğini kendi pişiriyor, bulaşığını, çamaşırını kendi yıkıyor.

-Kur'ada Gaziantep'i çektiğim zaman, doğrusu içim bir garip oldu, diyor... Oracıkta bir yere oturdum, başımı ellerimin arasına alıp yarım saat kadar düşündüm... Gaziantep benim için sanki tropiklerde bir yerdi, diyor.

— Sizce iyi bir şey mi yedeksubaylara öğretmenlik yaptırmak?

— Nasıl iyi olmaz?, diyor... Yoksa ben buralara kendiliğimden gelmezdim. Gelsem bile köylü ile iki yıl yan yana, baş başa yaşamazdım, köylüyü tanıyamazdım.

Yale'den, Newyork'tan, Şişli'den kalkıp «buralar» a, yani Gaziantep'in Mazmahor köyüne gelmiş olmayı, Türkiye'nin bir gözden ırak köyünde 2 yılını öğretmen olarak geçirmeyi, Engin Cezzar, şimdi, öylesine bir mutluluk sayıyor.

Bizi, taş yığınları içine gömülü Mazmahor köyünün, yüksekçe bir yerde bir sırta yaslanmış taş okulunun bahçesindeki taş setlerden atlayıp gelerek karşıladı. Ayağında blucin'leri, üstünde bir yün spor gömlek, ufak tefek, gür bıyıklı, gözleri ışıl ısıl bir yağız delikanlı idi... Pek az insan onun kadar canlı, onun kadar sevinçli, yaptığı ile onun kadar mağrur olabilirdi.

Gördüğüm yalnız Engin Cezzar olsa, belki de bu mutlu görünüşe inanmaz, aktörlük yapıyor diyebilirdim. Fakat arkasından, okul kapısında bir başka genç göründü: Bir başka yedeksubay öğretmen. Necati Akar... Balıkesir'de doğmuş büyümüş, Ankara'da Kimya - Sanat Enstitüsünü bitirmiş. Gaziantep'in Mazmahor köyüne gelinceye kadar belki ömründe köy görmemiş... Aydınlık, güler yüzlü bir genç... Onun da gözleri o kadar ışıl ışıldı. O da Engin Cezzar kadar sevinçli, mutlu, mağrurdu.

Biz gelince öğrencilerine okuma görevi verdiler, duvarlarını kendi elleriyle ördükleri okul bahçesine iskemleler atıp, güzden arta kalmış güneşin ılığında bizimle oturdular. Necati Akar bir ara yanımızdan uzaklaştı, elinde bir tepsiye dizili bardaklar içinde çaylarla geldi. Kendi demlemişti.

—Bizim işimiz yalnız çocukları okutmak değil, dediler... Köylü öylesine öğrenmek, bilmek istiyor ki, geceleri de köy odasında büyüklere anlatıyoruz.

—Neler soruyorlar, neler anatıyorsunuz?

—Her şeyi soruyorlar, bildiğimiz her şeyi anlatıyoruz. Bilemediklerimizi okuyup anlatıyoruz. Dün gece radyoyu, atomu, füzeyi sordular... Radyo nasıl işler, atom nasıl parçalanır, füze nasıl atılır, onları anlattık.

Çoğunuz Mazmahor köyünü bilmezsiniz ama, Mazmahor köyünün halkı şimdi radyonun nasil işlediğini, atomun nasıl parçalandığını, füzenin nasıl atıldığını biliyor.

Engin Cezzar, aktör olduğunu köylüye yavaş yavaş, aktörlüğün ne demek olduğunu anlata anlata açmış... Şimdiye kadar tiyatronun kantodan, aktörün saz salonundaki oyuncudan ayırd edilemediği bir köye, tiyatronun, aktörlüğün ne demek olduğunu anlatmakla kalmayıp, tiyatroyu getirmeye de kararlı...

—Bakın, diyor, şu sırta tırmanan taş yığınlarından setlere: Ne güzel bir amfiteatr olur!.. Aşağıdaki şu düzlük de mükemmel bir sahne...

Önce okumayı öğretecek köylülere... Sonra, vüksek sesle, topluca, piyesler okumağa alıştıracak onları... Böylece, belki iki yıl sana ermeden, Yale Üniversitesinin Tiyatro Şubesi mezunu Engin Cezzar'ın idaresinde, Gaziantep'in Mazmahor köyünün açık hava tiyatrosunda, dünyada ün yapmış piyesler oynamağa başlayacak.

—Yalnız akşamları, diyor, yalnız akşamları gün batarken içime biraz hüzün çöküyor. Bir yalnızlık duygusu. Ama, o da çabuk geçiyor.

Kitapları var, İngilizce, Türkçe, yıllardır okumak isteyip de okuyamadığı kitaplar... Akşamları bol bol onları okuyor.

Geceleri iki yedek subay öğretmenin gözleri önüne bir bilmedikleri âlem seriliyor. Köy odasında her gece onlara, Türkiye'nin dertleri, ve her türlü yoksunluğa, geriliğe rağmen Türklüğün erdemleri, perde perde bir sır gibi açılıyor.

— Öğrettiğiniz mi çok burada, öğrendiğiniz mi?, diyorum.

— Elbette öğrendiğimiz!, diyorlar.

Çünkü, Gaziantep'in Mazmahor köyünde iki aydın şehirli genç, Türkiye'yi öğreniyorlar. 

Dosyalar

1960.12.17.RE_B1.jpg
1960.12.17.RE_B2.jpg
1960.12.17.RE_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Yedeksubay Öğretmenler I: Yale Üniversitesi'nden Mazmahor Köyüne,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 23 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/1292 ulaşıldı.