En Makul ve Meşru ve İnsani Selâhiyet

Başlık: 
En Makul ve Meşru ve İnsani Selâhiyet 
Kaynak: 
Ulus, "Günün Işığında" s. 3 
Tarih: 
1956-08-30 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/32 
Metin: 
GÜNÜN IŞIĞINDA

«En makul ve meşru ve insanî selâhiyet»

«Millet, şahısların hırsı saltanat, hırsı tahakküm, hırsı istilâdan basmayarak temini menfaat ve rahat tevsil sefahet ve rezalet, ibzal ve israfat gibi hasis maksatları için vasıta ve kuvvet olmak yüzünden kendi benliğini unutacak mertebede geçirdiği gafletlerin netayici elimesini derhal halâs edebilecek rüşt ve kemalde idi. Artık milletin en mâkul ve meşru ve insanî selâhiyetini istimal etmek zamanı geldiğinde tereddüdü kalmamıştı. Tarihi cihanda bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osmanlı Devleti tesis eden ve bunların hepsini hâdisat ile tecrübe eyliyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felâketlerin karşısında meftur olduğu kaabiliyet ve kudretle ahzı mevki etti.»

Mustafa Kemal bu sözleri Kurtuluş Savaşının Büyük Zaferinden iki ay sonra, Büyük Millet Meclisinde, Saltanatın yıkılışından bahsederden söylüyordu.

Mustafa Kemal'e göre bu, Türk Milletinin Kurtuluş Savası olduğu kadar erginlik savaşıydı da.. Kurucuların ardında, önderlerin izinde maceradan maceraya sürüklenmenin acısını yüzyıllarca çekmiş Türk Milleti. Kurtuluş Savaşının Büyük zaferinden sonra artık kendi kaderine kendi hâkim olmak zorunluluğunu kavramış şahıs adlarının gölgesinden kurtularak «kendi nam ve sıfatında bir devlet», bir «Türk Devleti» kurmuştu.

Türk Milleti anlamıştı ki artık, bir millet, yalnız yabancı istilâlarından kurtulmakla benliğini idrak etmiş olmazdı. Kendi içinden de çıkmış olsa, bir kurtarıcı, bir kahraman da olsa, bir şahsın vesayeti altında yaşamağa katlanmak bir millet için, yabancı vesayeti altında yaşamak kadar benliğini unutturucu, haysiyet kırıcı bir gafletti.

Türk Milleti, daha bir kurtuluş savaşının içindeyken, «millî hâkimiyet» ilkesini benimse-

«Millet, şahısların hırsı saltamekle, tahakküm altındaki bütün milletlere, bağımsızlığın bir gaye değil, sadece bir vasıta olması gerektiğini, hâkimiyeti kendinde toplamayıp da şahıslara, önderlere, kurucu ve kurtarıcılara bırakan milletler için bağımsızlığın hiç bir değer taşımıyacağını öğretmiş oluyordu.

Türk Mîlleti Kurtuluş Savaşı kadar çetin şartlar altında yapılan savaşları kazanabilecek kudrette olduğunu tarih boyunca belki birçok defalar ispat etmişti.

Kurtuluş Savaşında kazandığı zaferin asıl değeri, Türk Milletinin bu zaferden, kendi hâkimiyet ve iradesine dayanan, «doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatı» nı taşıyan bir devlet kurmak için vasıta olarak faydalanmış, «şahısların hırsı saltanat, hırsı tahakküm, hırsı istilâdan başlayarak temini menfaat ve rahat ve tevsii sefahet ve rezalet, ibzal ve israfat gibi hasis maksatları için vasıta ve kuvvet olmak yüzünden kendi benliğini unutacak mertebede geçirdiği gafletlerin netayici elîmesini derhal halâs edebilecek rüşt ve kemal» e erdiğini ispat için bu zaferi vesile bilmiş olmasında idi.

Türk Milleti, Kurtuluş Savaşında uyandığı o gaflet uykusuna bir daha dönmeyecek, şahısların «temini menfaat ve rahat ve tevsii sefahet ve rezalet... gibi hasis menfaatleri için» vasıta olmağa bir daha razı olmayacaktır.

Kendisini «hırsı tahakküm» le idareye kalkışacak şahıslara karşı bu millet, «en mâkul ve meşru ve insanî selâhiyetini istimal etme zamanı geldiğinde», artık bu selâhiyetini istimal için tereddüde düşmeyecektir.

Bu millet, «kendi nam ve sıfatında bir devlet» i, hiç bir şahsın vesayetini muhtaç olmaksızın, kendi iradesiyle yaşatabilecek «kaabiliyet ve kudret» tedir.

Bülent ECEVİT 

Dosyalar

1956.08.30.jpg
1956.08.30_B.jpg
1956.08.30_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“En Makul ve Meşru ve İnsani Selâhiyet,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 11 Aralık 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/675 ulaşıldı.