Milli Mücadele Ruhu

Başlık: 
Milli Mücadele Ruhu 
Kaynak: 
Halkçı, "Görüşler", s. 2 
Tarih: 
1955-05-03 
Lokasyon: 
Rahşan Ecevit Arşivi 
Metin: 
GÖRÜŞLER

Millî Mücadele Ruhu

Yazan: Bülent ECEVID

TÜRK Milletinin Millî Mücadelesi 30 Ağustos 1922 zaferiyle sona ermiş sayılamaz. O tarihte sona eren, sadece, bu mücadelenin silâhlı safhası idi.

Millî Mücadelemizin o tarihten sonra başlıyan silâhsız safhasında ise, henüz, 30 Ağustos Zaferiyle mukayese edilebilecek bir zafere ulaşılamamıştır.

Gerçi Cumhuriyetin ilânından beri aştığımız yol, dış ölçülere göre uzundur. Nitekim Türkiye’nin son 32 yıldaki ilerlemesi, dış dünyada bir mucize diye anılmaktadır.

Fakat biz bu hızla yetinemeyiz. Ve bu yetinmeyiş karamsarlıktan değil de azımsarlıktan doğduğu müddetçe, bizim için bir teşvik, hızlandırıcı bir kuvvet değerini taşıyabilir.

Aştığımız yolu, hem kendi ölçülerimizle, hem de bağımsızlığımızı sağlam temellere dayandırabilmek için daha aşmamız gereken yola kıyasla az bulmamız, bizim için bu kadar zamanda daha çok yol aşmanın mümkün olduğuna inanmamızdandır.

Bu inanç, boş bir gurura, yersiz bir kendini beğenmeye dayanmıyor.

Bizim Cumhuriyet devrinde hayat tarzımızı yirminci yüzyıl dünyasına ayak uydurabilecek şekilde değiştirme, ve memleketimizi yeni ekonomik şartlar altında kendi başına ayakta durabilecek kadar kalkındırma bakımlarından göstermiş olduğumuz başarı, birçok yabancı müşahitlerce «mucize» diye vasıflandırılsa bile, biz kendimiz bu başarıyı, milletimizin Kurtuluş Savaşında göstermiş olduğu başan ile karşılaştıracak olursak, ona «mucize» sıfatının lâyık gölülemiyeceğini itiraf etmek zorunda kalırız.

Hiç bir maddî dayanağı, hiç bir maddî kuvvet kaynağı kalmamış, uzun harblerle yıpranmış yorgun bir millet, eğer bir dünya harbinin galip devletleri tarafından işgal edilmiş vatanını, 3 - 4 yıl içinde işgalden kurtarıp bağımsızlığa kavuşturabilmişse, bu, o milletin çok büyük, son 32 yılda başarılanlardan da büyük işleri, daha kısa zamanda başarabilecek kudrette olduğunu gösterir.

Bunu yapabilmek için tek bir şartın yerine getirlmesi gerekirdi:

Silâhlı mücadele yılları boyunca Türk Milleti için en büyük kuvvet kaynağını teşkil etmiş olan Millî Mücadele ruhunu, silâhsız mücadele safhasında da yaşatmak!

[...] yerine getirilmemiştir. Silâhlı mücadele zaferle sona erdikten az sonra Millî Mücadele ruhu sönmeye başlamıştır.

Bunun sebebini bizim millî karakterimizde değil, tarihî şartlarda aramak gerekir.

Yüzyıllarca otokratik bir idare altında yaşamış olan Türk halkı, zaten kısa süreli barış devrelerinde, memleketinin kalkınması, ilerlemesi, ve bu memleket içinde kendi sosyal menfaatlerinin korunması yolunda toplu harekete, toplu çalışmaya teşvik edilmemiş, tersine, bundan alıkonulmuştu.

Zaten bir millî birlik temeli üstüne kurulmamış olan Osmanlı İmparatorluğunun devamı boyunca, harbler bile bir millî hareket olmaktan çok resmî bir mahiyet taşımış, sadece mahdut ellerde toplanmış idare cihazını ilgilendiren bir devlet işi sayılmıştı.

Osmanlı İmparatorluğunun genişlemesinde, kuvvetlenmesinde, ve kuvvetini kaybettikten sonra da uzun zaman ayakta durabilmesinde en büyük rolü oynayan ordu da kuvvetini halktan, Türk halkının milliyet duygularından yahut toplum şuurundan almazdı. Bu ordu, İmparatorluğun son devirlerine kadar halktan ayrı, halkın iradesine bağlı olmayan, hattâ zaman zaman devletin bile iradesinden müstakil bir kuvvet olarak kalmıştı.

Ancak Osmanlı imparatorluğundaki çöküntü, zaten kendi içinde de çökmekte olan Ordunun önliyemiyeceği bir hale geldikten, ve halk iradesine, hattâ bazan devlet iradesine bağlı olmayan ordunun nüfuz ve kudreti iflâs ettikten sonradır ki Türk halkında kendi millî mukadderatına hâkim olma ihtiyacı belirmiş, ve bunun sonucu olarak da bir toplum şuuru uyanmaya başlamıştır.

Fakat, Türk vatanının bağımsızlığına yönelmiş dış tehlikeler karşısında ortaya çıkan bu toplum şuuru, günümüze kadar, doğuşunda âmil olan şartların damgasını üstünde taşımış, yani, sadece dış tehlike karşısında, memleketin bağımsızlık ve bütünlüğünün tehlikeye düşmesi halinde harekete geçen bir kuvvet olarak kalmıştır.

O yüzden, böyle devreler sona erince, Türk halkının toplum şuuru da işini bitirmiş insanlara mahsus bir huzur içinde uykuya dalmıştır.

Şimdi bizim için en başta gelen zaruret, barış devresinde de toplum şuurumuzu uyandırmak ve uyanık tutmaktır.

Bu ancak, bağımsızlığımızın ve toprak bütünlüğümüzün tehlikeye düşmesi halinde halkımıza yüklenen millî sorumluluk duygusunu barış yollarında da halka vermekle mümkün olur. Çünkü toplum şuurumuzu uyandıracak ve uyanık tutacak olan bu sorumluluk duygusudur.

Fakat devlet idaresiyle halk arasındaki ayırıcı setler yıkılmadıkça halka bir millî sorumluluk duygusu beliremiyecek, toplum şuuru uyanamıyacaktır.

Ve bu şartlar altında da, devlet idaresini ellerinde tutan fertler, Türk halkının Millî Mücadele ruhundan, Kurtuluş Savaşı sırasında tarihin belki en büyük mucizesini yaratmış olan bu ruhtan, kuvvet almaksızın çalışıp çabalamak zorunda kalacaklardır.

Devlet idaresiyle halk arasındaki ayırıcı setler yıkılmalı, bu setlerin ardında 32 yıldır bağlı ve hareketsiz kalmış olan Millî Mücadele ruhu serbest bırakılmalıdır!

Kurtuluş Savaşı boyunca Anadolu’da devlet denilebilecek, bir kuvvet yok, sadece halk, ve halka dayanan, her hareketi için halka hesap verip onda destek arayan bir liderlik vardı.

Şimdi, o çetin savaş yılları boyunca olduğu gibi gene halka dönülmeli, halkın, Türk halkının millî mücadele ruhu iş başına çağırılmalı, bu ruh, önceden hesaplanamıyacak kadar geniş imkânlariyle seferber edilmelidir!

Türk halkı, kendinden beklenen mucizeleri ancak o zaman yaratabilecektir.

Bu yapılmadıkça mukadderatımız, bütün bir millet hesabına birkaç ferdin mucizeler yaratması gibi pek zayıf bir ihtimale bağlı kalmış olacaktır. 

Dosyalar

1955.05.03.RE_1_B.jpg
1955.05.03.RE_1_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Milli Mücadele Ruhu,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 20 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/45 ulaşıldı.