NATO'dan Haber 3: NATO ve Biz

Başlık: 
NATO'dan Haber 3: NATO ve Biz 
Kaynak: 
Ulus, ss. 4, 5 
Tarih: 
1953-06-20 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/25 
Metin: 
Nato'dan haber: 3

NATO VE BİZ

Nato'ya tahsis edilen kuvvetlerin 21 tümeni Türkikiye, 10 tümeni Yunanistan, 29 tümeni de diğer 12 üye devlet tarafından sağlanmaktadır

Yazan: Bülent ECEVİT

GENERAL Gruenther'den önce Avrupa Yüksek Müttefik Komutanı olan General Ridgway, belli ki realist bir askerdi. Tok sözlülüğü yüzünden başka bir işe tâyin edilinceye kadar ve ondan sonra verdiği demeç ve raporlarda (en son raporu 9 haziran günü açıklanmıştır), Ridgway, kendisinin yalnız askerî durumla ilgilendiğini göstermiş, ve NATO devletlerinin, her ne pahasına olursa olsun askerî bakımdan daha çok kuvvetlenmezlerse, bir Sovyet taarruzuna karşı koyamayacaklarını açıkça belirtmiştir.

General Gruenther ise, değerli bir asker ve derin görüşlü bir siyaset adamı meziyetlerini kendinde birleştiren bir kimse olduğunu gösterir şekilde, gene açık, fakat daha yumuşak konuşuyor, ve General Ridgway'den farklı olarak, meselelerin askerî ve istisadi yönlerini bir arada ele almaya razı oluyor.

Bizimle konuşurken General Gruenther, askerî kuvveti arttırmanın iktisadî bakımdan nası1 güçlüklerle karşılaştığı üzerinde uzun uzadıya durdu.

Görüştüğümüz başka yetkili kimseler de, üye devletler tarafından NATO'ya ayrılan kuvvetlerin çoğaltılamamasında bu memleketlerin iktisadi durumlarındaki bozukluğun âmil olduğunu, esasen her memleketin, NATO'ya tâyin edeceği kuvveti kendisinin tâyin etmekte serbest bırakıldığını söylediler.

Bu serbestliğin Konsey toplantılarında kararlaştırılan hedeflerle nasıl uzlaştırılabildiği hakkındaki bir sorumuza, ekonomik durumları kendi hisselerine düşen kuvveti temine elvermeyen memleketlerin boş bıraktığı yeri durumu elverişli olan başka memleketlerin doldurduğu yolunda cevap verildi.

Gerek Paris'te gerek Napoli'de, üye memleketlerin NATO'ya vecibelerini eşitlik içinde yerine getirip getirmediklerini yetkili ağızlardan kesin olarak öğrenmek için biz de Yunanlı dostlarımız da çok çalıştık, fakat b ukonudaki sorularımızdan hiç birine tatmin edici bir cevap verilmedi. [...] inci yazıda bahsettiğim a [...] sözlülük burada sona eri [...] du.

Yetkililerin bu sorularımızı cevapsız bırakmaları, şüphesiz, başka üye memleketlerin aramızda bulunan gazeteci yahut temsilcilerini güç duruma düşürrmek endişesinden ileri geliyor olmalıydı.

Zaten, bu soruları sorduğumuz kimselerden bazıları da, milliyetleri itibariyle, kendi verecekleri cevap yüzünden güç duruma düşebilirlerdi.

Aslında, sorularımızın cevapları, birçok kereler basına açıklanmıştır. Meselâ, 14 Ocak 1953 günlü New York Times Gazetesinde yayınlanan bilgiye göre, NATO'ya tahsis edilen kuvvetlerin üçte birinden fazlası (21 tümen) Türkiye'nin, altıda biri de (10 tümen) Yunanistan'ındır. Geride ancak 23 tümen kalıyor ki, bu 29 tümen, aralarında Amerika, İngiltere, Fransa gibi "Büyük Devletler" de olmak üzere, 12 üye devlet tarafından sağlanmaktadır.

Eğer, NATO'ya kuvvet tahsis edilirken ölçü olarak, bize söylendiği gibi, üye memleketlerin ekonomik durumları ele alınıyorsa, NATO topluluğu içinde millî ekonomileri en sağlam, halkı en müreffeh iki memleketin Türkiye ile Yunanistan olduklarına, ve başka üye memleketlerin ekonomik durumları hisselerine düsen kuvveti temine yetmediği için onlardan bos kalan yeri doldurmak isinin bu iki memlekete düştüğüne hükmetmek gerekir.

Gerçekte ise, millî ekonomileri ve hayat standardları bakımından, Türkiye ile Yunanistan, 14 NATO üyesi arasında, pek parlak bir yer tutmuyor olsalar gerektir.

General Gruenther, yedek kuvvetlerin eğitimine daha çok önem vermek gerektiğini, fakat bunda da birçok ekonomik engellerle karşılaşıldığını söyledi.

Bizde ekonomik engel yok muydu da yedek subaylık 6 ay uzatıldı? Danimarka'nın ekonomik durumu bizden daha mı kötüdür de orada, askerlik uzatılacak diye, bin bir türlü gürültü koptu?

Ve Avrupa'da Türkiye ile Yunanistan'dan daha müreffehi yok mudur da en uzun askerlik hizmeti bu iki memlekettedir?

Ya biz ve Yunanistan, General Gruenther'in ve görüştüğümüz başka yetkili kimselerin üzerinde durdukları ekonomik faktörler ölçüsünden hariç tutuluyoruz, yahut ta mesele, bir ekonomik engeller meselesi olmaktan ibaret değildir.

Bazı Avrupa memleketlerinde Komünistlerin çok oluşunun, bazılarının da denizaşırı sömürgeleri bulunuşunun yükünü Avrupa'da Türkiye ile Yunanistan'a yüklemek ne kadar garipse, yabancı gazetelerde birkaç sütunluk pohpohlama karşılığı bu yükü kabullenmek de o kadar garip olsa gerektir.

Batı memleketlerinin bizdekinden çok yüksek olan yaşama standardlarını daha da yükseltmeleri elzem görülürken, bizim birçoğu, taş devrinde sayılabilecek köylerimizin kalkınma ihtiyacını hesaba katmamak, hangi müşterek ölçü ile izah edilebilir?

Batı devletlerinin askerî gayretlerinden kısarak millî ekonomilerini kuvvetlendirmeleri, buna karşılık bizim, milî ekonomimizi zayıf düşürmek pahasına askerî gücümüzü arttırmaya devam edişimiz, ekonomi alanında bu memleketlerle aramızdaki eşitsizliğin sürüp gitmesine, hattâ artmasına da sebep olacaktır.

Bu, hangi müşterek ölçüyle izah edilebilir?

Almanya'nın NATO'ya alınmasına engel olan, Fransa'dır; Fransa'nın Hindiçinî'de askerî mükellefiyetler altına girmiş olmasıdır.

NATO Konseyi ise, 1952 aralık ayında, Fransa'nın Hindiçini'deki askerî gayretlerini desteklediğini ilân etmiştir.

Oysaki, Kuzey Atlantik Paktının Yunanistan ve Türkiye ile ilgili protokolünün II inci maddesi, bu Paktın coğrafî sınırlarını kesin olarak tesbit etmiştir. Hindiçinî bu sınırların dışında ve pek çok uzağında kalmaktadır.

Öyleyse, Fransa'dan gayri 13 NATO devleti, Fransa'yı Hindiçini'de Kuzey Atlantik Paktının hangi maddesine dayanarak desteklemişlerdir?

Bu destekleme, zımnen, Fransa'nın Almanya karşısında duyduğu kaygıyı tasvibetmek, hiç değilse anlayışla karşılamak mânasına gelir. Halbuki Almanya'nın NATO'ya giremeyişi NATO'yu zayıf bırakmakta, öylelikle yükün en büyük kısmı Türkiye ile Yunanistan üzerinde kalmaktadır.

Yugoslavya'nın da NATO ile daha yakın işbirliği yapmasına engel olunmasından en çok biz ve Yunanistan sıkıntı çekeceğiz. Türkiye - Yunanistan - Yugoslavya arasında imzalanan andlaşma, müphem bir şekilde de olsa, uğrayacağı bir taarruz karşısında Yugoslavya'ya Türkiye ile Yunanistan'ın yardım etmelerini gerektirmektedir. Fakat Yugoslavya ile NATO arasında bir bağ olmadığı için, Türkiye ile Yunanistan'ın bu şekilde bir harbe girmeleri NATO'yu harekete geçirmeyecekti. Bunu tâahhüt eden bir anlaşma hükmü yoktur.

Halbuki biz, giriştiğimiz bu munzam taahhüde rağmen, Başbakanımızın ifadesine göre, elimizdeki bütün kuvvetleri NATO'ya ayırmış bulunuyoruz.

Üstelik Orta Doğu'da da, İngiliz ve Amerikan menfaatlerini korumak için, yeni taahhütlere girmemiz bekleniyor.

*

BÜTÜN bu söylediklerimden, bizim ve Yunanistan'ın hatalı hareket ettiğimiz mânası çıkarılmamalıdır. En doğru, NATO'nun ruhuna en uygun hareket eden iki memleket belki de bizleriz.

Fakat mademki bir anlaşma ile mukadderatımızı 12 başka devletin mukadderatına bağlamış bulunuyoruz; bu 12 devletten de, kendilerine düşen görevleri bizim kadar sadakatle yerine getirmelerini beklemek hakkımız olsa gerektir.

Biz üzerimize düşeni fazlası ile yapsak da, müttefiklerimizin bundan kaçınmaları NATO'yu zayıf bırakmaktadır. O yüzden, bizim katlandığımız bunca güçlük de belki boşa çıkmış olacaktır.

Sırtımız sıvazlandıkça etrafa gözlerimizi yummaktan vazgeçmeliyiz. 

Dosyalar

1953.06.20.jpg
1953.06.20_B1.jpg
1953.06.20_A.jpg
1953.06.20_B2.jpg
1953.06.20_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“NATO'dan Haber 3: NATO ve Biz,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 20 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/377 ulaşıldı.