İngiltere'nin Türkiye siyaseti: Londra, Atlantik Paktına Alınıp Alınmamamızı Bir Doğu Akdeniz Meselesi Olarak Görüyor

Başlık: 
İngiltere'nin Türkiye siyaseti: Londra, Atlantik Paktına Alınıp Alınmamamızı Bir Doğu Akdeniz Meselesi Olarak Görüyor 
Kaynak: 
Ulus, s. 2 
Tarih: 
1951-06-16 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/17 
Metin: 
İNGİLTERE'NİN Türkiye siyaseti

Londra, Atlantik Paktına alınıp alınmamamızı bir Doğu Akdeniz meselesi olarak görüyor

Yazan: Bülent ECEVİT

İngiliz Hükûmetinin davetlisi olarak 15 gün için İngiltere'ye giden 6 kişiliK gazeteci heyetimiz Türkiye'ye dönmüş bulunuyor. Bu heyete, Ulus Gazetesi adına ben de iştirâk etmiştim. Bütün arkadaşlar, yurda, gerçek bir konukseverliğin, en nazikâne bir ev sahipliğinin hatırasiyle döndük. Çok yer gezdik, çok şey gördük, sulh devrinde kahramanlığın ne demek olduğunu dünyaya gösteren İngiltere'den kısa zamanda pek çok şey öğrendik.,

İçimizde böyle bir konukseverliğin ve böyle istifadeli bir seyahatın hatırası henüz taptaze iken, isterdim ki. yurda döner dönmez ilk işim, yol notlarımı derleyip toplayıp, kalemimin gücü yettiği kadar, eğer varsa, üç-beş okuyucuma, gördüklerimi, duyduklarımı anlatmak olsun.

Gelgelelim dünya öyle dünya ki insanı bazan en meşrû zevklerden bile mahrum ediyor. Ben de seyahat yazılarımın zevkli tarafını birkaç gün sonraya bırakmak, işe en tatsız tarafından başlamak zorunu duyuyorum. Bu tatsız tarafın ne olduğunu anlamak için arif olmaya da ihtiyaç yoktur, herhâlde: tabiî siyaseti kastediyorum!..

İngiltere'de iken, İngiliz dostlarımız, bize, muhtelif vesilelerle, siyaset bahsinde sabır tavsiye ettiler, sabır telkinine çalıştılar. Soğukkanlılığı ve gelenekçiliğiyle ün salmış olan İngiliz cemiyetinde sabır gerçekten büyük rol oynar. Bunu biz de görüp idrâk ettik. Ama, birçok sahalarda büyük faydalarını teslim ettiğimiz sabrın, dış siyaset sahasında bazan zararlı bir tevekkül şeklini alabileceği düşüncesini zihnimizden çıkarıp atma ya da bir türlü muvaffak olamadık.

Türkiye'ye hareket edeceğimize yakın, bize çok dostluk gösteren bir İngiliz hariciyecisiyle konuşuyordum. Bir ara, neyi kasdettiğini açığa vurmayıp sadece ima ederek, şu sitemde bulundu: "Biz İngilizler, dedi, eninde sonunda, ekseriya, doğru olanı yaparız ama, çok ağır ağır yaparız; bu yüzlen de dostlarımız bizi yanlış anlarlarlar!"

En büyük temenniim, bu sözün doğru olması, yani bizim, siyaset bahsinde, İngiliz dostlarımızı gerçekten yanlış anlamış bulunmamızdır. Bu bahiste endişe ve şikâyetlerimizin yanlış ve yersiz çıkması kadar bizi sevindirecek şey olamaz.

Her ne hâl ise, biz şimdilik, yanlış olmasını canı gönülden temenni ettiğimiz inibalarımızı kaydedelim!

Londrada bulunduğumuz sırada, siyasî çevrelerle temaslarımızın başlıca konusu, tabiatiyle, Türkiye'nin güvenliği ve Türkiye'nin Atlantik Paktına alınıp alınmaması konusu idi. Maamafih bu hususta okuyucularımızın bilgisine yeni bir şey ilâve edebileceğimi sanmıyorum. Son günlerde Times gazetesinde çıkan makaleler ve Dışişleri Bakanı Mr. Morrison'un verdiği demeç, gazetelerimize geniş ölçüde aksetti. Görüştüğümüz salâhiyettar zevatın izahat ve dostane ifşaatı da bunlardan farklı değildi. Hattâ bazan kelimeler, cümleler bile ayni oluyordu. Bize verilen hemen her izahat İngiltere'nin Türk güvenliğine duyduğu büyük alâkanın belirtilmesi, aramızdaki ittifak anlaşmasının teyidi ve hattâ Atlantik Paktına alınmamızın yerinde olabileceği kaydiyle başlıyor, ve güvenlimizi arttırmak hususunda şimdilik hiçbir şey yapılamıyacağı, Atlantik Paktına alınmamızın da mevzuuabahis olmayacağı ifadelerile sona eriyordu.

İngiliz dostlarımız bizimle ne kadar açık konuştuklarını iddia ederlerse etsinler, sözlerinde âşikâr olan yalnız bir şey vardı, o da bizimle kat'iyven açık konuşmadıkları... Fakat asıl hakikati saklamak için etrafına dizdikleri iskambil kâğıdından perdeler de birer nefeste yıkılıveren perdelerdi. Bu iskambil kâğıdı perdelerden bir kısmını, Dış İşleri Bakanlığı Batı Teşkilâtı Dairesi Umum Müdürü Mr. Shuckburgh'un heyetimize verdiği beyanatta (Ulus, 15 Haziran 1951) görmüşsünüzdür.

Meselâ, Atlantik Paktı mıntakavî imiş!. Peki ya İtalya, diye soruyorsunuz: o zaman bir iki kekelenip. Atlantik Paktı camiasında kültür ve an'ane birliğine dayandığından bahsediliyor! Evet, ama, diyorsunuz, sizin kültürünüzün beşiği Yunanistan'dır, halbuki o bu Pakta dahil değil! O vakit, iki üç kekelenip, yok, zaten esas mesele bu değil, deniyor! Peki, ya esas mesele nedir?.. Bu sual üstüne İskandinav memleketleri imdada yetişiyor: Efendim, İskandinav memleketleri taahhütlerinin daha fazla genişletilmesine taraftar değiller! Öyle ama, diyoruz, Atlantik Paktına girersek bizim taahhütlerimiz genişlemiyecek mi? Hemen yüzleri gülüyor, ve canı gönülden, tabiî diyorlar, bakın işte onu da düşünmek lâzım!

Bu minval üzere sürüp gıden yahut tıkanıp kalan siyasî musahabelerden sonra, verilen bütün izahatı bir tarafa bırakıp, İngiliz dostlarımızın asıl zihn[...]lanı kendimiz bulup çıkartmaya çalışırsak herhalde bizi hos görmeleri gerekir.

Sahsen edindiğim intiba şu ki, bizim Atlantik Paktına alınıp alınmamamız dâvâsı, İngiltere için, herşeyden evvel bir Orta Doğu, bir Doğu Akdeniz meselesidir. İngiltere bizim güvenliğimizle doğrudan doğruya değil, Avrupa bakımından da değil, ancak Orta Doğudaki menfaatleri bakımından ilgilidir.

Dışişleri Bakanlığındaki görüşmemiz sırasında, biz Avrupanın müdafaasından bahsettikçe, Mr. Shuckburgh, Doğu Akdeniz'den bahsediyordu. Nihayet dayanamayıp sordum: "Siz bizim savunmamızı Avrupa çerçevesi içinde değil de münhasıran Orta-Doğu çerçevesi içinde mi mütalâa ediyorsunuz?" Cevaben: "Münhasıran değil ama evvelemirde öyle mütalâa ediyoruz" dedi. "Münhasıran" (exclusively) ve "evvelemirde" (primarily) kelimeleri arasındaki nüans farkının da hakikatte varit olup olmadığını düşünmeğe yer vardır, sanırım.

Bütün emarelerden, bütün izahattan, bütün kaçamaklı cevaplardan öyle anlaşılıyor ki İngiltere için şusıralarda en mühim dâvalardan biri, dizginleri kendi elinden kaçırmaksızın, Orta Doğuda İngiliz menfaatlerini yakından ilgilendiren memleketler üstüne Amerikan himaye ve garantisini çekebilmektir, Türkiye Atlantik Paktına alınırsa buna imkân kalmıyacaktır. Çünkü Amerika'nın Orta Doğuda en güvendiği, hatâ tek güvendiği memleket Türkiye'dir: Atlantik Paktından doğru Türkiye'nin savunması garanti altına alındıktan sonra, Amerika, diğer Orta Doğu memleketlerini bizim gerimizde nisbî bir emniyete kavuşmuş addedecek ve o memleketlere ayrıca garanti vermeye, yardımda bulunmaya ihtiyaç görmiyecektir.

Onun için, ne yapıp ne edip, evvelâ bizim arkamızda bütün Orta Doğu memleketlerini bağlamak ve ancak ondan sonra Atlantik Paktı garantisinin yahut başka türlü bir Amerikan garantisinin bize kadar teşmiline cevaz vermek, İngiltere'nin başlıca gayesi gibi gürünüyor. Yani işimiz, Ota Doğunun istikrara kavuşmasına, buradaki memleketlerin aralarındaki ihtilâfları hâlledip bir araya gelmelerine kalmıştır.

Siyasette yanlış yolda yürürken bile usta olan İngilizler, bize karşı bu siyaseti güderlerken hiç bir ihtiyatî tedbiri de kaçırmayı istemez görünüyorlar. Öyle ki, meselâ, bizi siyasî ve askerî bakımdan Orta Doğu'ya bağlamaya çalışırken, kültür, an'ane ve din bahsini de ihmal etmiyorlar. Avrupa Birliği için olsun, Atlantik Paktı için olsun, ikide birde, kültür, an'ane ve din birligini öne sürmeleri bundan olsa gerektir. "Madem kültür birliğinden ve bu kültür birliğinin Yunanistan'a dayadığından bahsediyorsunuz. Neden Yunanistan'ı Atlantik Paktına almıyorsunuz?" diye sorduğum zaman, Mr. Shuckburgh cevap vermek istemedi. Fakat içinden, Amerika ikinizi bir arada tutmasaydı elbette alırdık, demediği ne malûm!..

Yukarıdaki bütün tahminlerim belki yanlıştır. Yazımın başında da söylediğim gibi, bu, benim de en büyük dileğim! Ama bizimle açık konuşulmadıkça, hakikat bize açıkça söylenmedikçe, hakikatin etrafına iskambil kâğıdından perdeler çekilmekte ısrar edildikçe, bizim de hakikati kendi kendimize aramaya çıkmamız yersiz görülmemelidir!
 

Dosyalar

1951.06.16.jpg
1951.06.16_B.jpg
1951.06.16_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“İngiltere'nin Türkiye siyaseti: Londra, Atlantik Paktına Alınıp Alınmamamızı Bir Doğu Akdeniz Meselesi Olarak Görüyor,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 19 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/338 ulaşıldı.