Halkın Politikacıya Davranışındaki Çelişme

Başlık: 
Halkın Politikacıya Davranışındaki Çelişme 
Kaynak: 
Ulus, "Günaydın" ss. 1, 2 
Tarih: 
1960-12-29 
Lokasyon: 
Rahşan Ecevit Arşivi 
Metin: 
GÜNAYDIN

BÜLENT ECEVİT

Halkın politikacıya davranışındaki çelişme

Siyaset hayatımızda bir yeni çığır açılıyor. Birçok müesseseleri yeniden kurmak, demokratik düzeni daha sağlam teminata bağlamak için elimizde bulunmaz bir fırsat var. Kurucu Meclisten, bu fırsatı iyi bir şekilde kullanması beklenebilir; idarenin iyi işlemesini de, sıkı denetlenmesini de mümkün kılacak bir Anayasa ile iyi bır seçim kanunu çıkarması beklenebilir.

Ama Türk toplumunda yer etmiş, demokrasinin verimli ve sürekli işlemesini güçleştiren bazı davranış ve alışkanlıklar vardır ki, Kurucu Meclisin bunları bir başına değiştirebilmesi beklenemez. Bunlar, doğrudan doğruya insan münasebetleriyle ilgili davranış ve alışkanlıklardır.

Demokrasinin gereği gibi işleyip işlememesi, Anayasanın, kanunların, teminat müesseselerinin de üstünde, onları kullanacak insanlara; o insanların toplumdaki durumlarına ve halkın o insanlara karşı davranışına bağlıdır.

Siyasal mekanizmayı işletenlerin başında aktif siyaset yapanlar, politikacılar gelir. Bunlar arasında da en ağır yük, en büyük sorumluluk milletvekillerine, bakanlara, hükümetin ve devletin başındakilere düşer. Onun için bu kimselerin toplumdaki durumları, gerek kendi davranışları gerek halkın kendilerine karşı davranışı, siyasal mekanizmanın işleyişini, bütün müesseselerden ve yazılı kurallardan daha çok etkiler.

Bu bakımdan Türk toplumu henüz sağlam ölçüler bulamamış; siyaset adamının toplumdaki yerini, durumunu demokratik anlayışa uygun şekilde belirtememiştir; o yüzden de Türkiye'de siyaset adamı genel olarak sıhhatli bir demokratik davranış edinememiştir.

*

Çok partili demokratik hayata geçinceye kadar, Türkiye'de, yetkili mevkilere gelmiş siyaset adamı, toplumdan ayrı bir varlıktı. Toplumun üstünde bir durumu vardı. Demokratik olmayan bir düzende başka türlü olması da beklenemezdi.

Osmanlı çağından kalan bu alışkanlık, gerçi, Cumhuriyet devrinde, çok partili hayata daha geçilmeden, süratle kırılmağa başlamıştı. Yetkili mevkideki siyaset adamına eskisi gibi mübalâğalı ünvanlarla hitab edilmez, onun önünde iki büklüm eğilinmez, eli eteği öpülmez olmuştu. Siyaset adamlarıyla halk arasında, idare edenlerle edilenler arasında, daha ileri bir kaynaşma, çok partili demokratik hayata geçilmeden beklenemezdi.

Fakat çok partili demokratik hayata geçildikten sonra da, toplumun, eski siyaset adamı imajı bütün bütün silinemedi. Bunun silinmesini, hem eski alışkanlıklar hem de Demokrat Parti iktidarının tutumu güçleştirdi. D.P. iktidarı toplumu, hele iktidardaki siyaset adamlarına, üstün adam muamelesi yapmağa zorladı. Onları tenkid edilmez, özel hayatlarına karışılmaz, resmî hayatlarında bile gereği gibi denetlenemez duruma getirmeğe uğraştı. Kendi Milletvekillerini, siyasette barınabilmek ve yükselebilmek için halkın destek ve sevgisine İhtiyaç duymaz hale getirdi.

Böylece, siyaset adamı ile halk arasındaki mesafe, kapanma yoluna girmişken, yeniden açılmağa başladı.

*

Siyaset adamlarının topluma tepeden bakar durumda olmaları elbette demokrasiyle bağdaşamazdı. Bunun, demokrasi ülküsünü benimseyen bir toplumda şiddetli tepkiler uyandırması pek tabiî idi. Nitekim öyle oldu. Toplum, bir yandan yüzyılların doğurduğu bir alışkanlığın devamı ile, bir yandan Demokrat Parti iktidarının zorlaması ile, siyaset adamlarını, ister istemez, gene üstün ve imtiyazlı kişiler gibi kabul ediyordu; fakat demokratik hayata bir kere girilmiş, bazı yeni demokratik alışkanlıklar edinilmiş, denetleme fikri zihinlere iyi kötü yerleşmiş olduğu için de, onları, şimdiye kadar Türkiye'de bilinmeyen bir dikkatle izlemeyi, onların bütün hareketlerini sıkı bir tenkid süzgecinden geçirmeyi ihmal etmiyordu. Bu yüzden, toplumda, siyaset adamına karşı, ona verilen paye ile orantılı bir hayal kırıklığı belirdi. Toplum, o kadar üstün ve imtiyazlı mevkiler vermeğe alıştığı ve zorlandığı siyaset adamlarının, bazı istisnalar dışında, üstün insanlar sayılmasına sebep olmadığı kanaatine vardı. Hele son yıllarda Demokrat Parti saflarında toplananlardan pek çoğu, üstün insan olmak şöyle dursun, bilhassa küçük ve zayıf insanlardı; ahlâk dışı yollara kolayca sapabilen, iki yüzlü insanlardı.

Böylece, siyaset adamından umulanla birçok siyaset adamında bulunan arasındaki tezat, halkı, siyaset adamına karşı davranışında tehlikeli bir ikiliğe düşürdü: Halk siyaset adamını hem çok büyük hem çok küçük görür oldu. Hem ona fazlasiyle itibar gösterdi hem de onu fazlasiyle hâkir gördü. Fazlasiyle; çünkü, hâkir görülmeye müstahak olmayanlar da, siyaset adamı olarak tasnif edildiklerinde, hâkir görülmeğe müstahak olanlarla bir tutuluyorlardı.

Genç karikatürcülerimizin ortaya çıkardıkları politikacı prototipi, Türk toplumunun demokratik hayattaki politikacı görüşünü çok iyi yansıtıyordu: Bu, silindir şapkalı, fıraklı, göbekli ve azametli, fakat ayni zamanda gülünç ve güvenilmez, menfaatçi ve yalancı bir küçük adamdı; şatafatlı bir kalıp içinde muzır bir hiçti; toplumun sırtında bir tufeylî idi.

Politikacıyı böyle görmekle, toplum, gerek eski alışkanlık yüzünden gerek D.P. iktidarının zorlaması yüzünden kendini hâlâ politikacıya aşırı derecede itibarlı bir mevki vermeğe mecbur hissetmenin âdeta hıncını alıyordu.

Türk toplumunda, hâlâ, politikacıya gösterilen itibar, mütevazî yaradılışlı, demokrasiyi gerçekten benimsemiş politikacıları rahatsız edecek kadar; çabuk gurura kapılabilecek, demokrasiyi kolay benimsiyemiyecek yaradılışta politikacıları ise sarhoş edip şımartacak kadar aşırı idi. Gene Türk toplumunda, politikacıya, bu aşırı itibarın âdeta hıncını alırcasına reva görülen küçültücü davranış ise, dürüst ve haysiyetli politikacıların tahammülünü zorlayacak, dürüstlükten kolayca ayrılmağa yatkın politikacıları da yüzsüz hale getirecek kadar ağırdı.

Halkın politikacıya karşı davranışındaki bu ikilik ve çelişme, politikacının da sıhhatli bir demokratik davranış edinebilmesini güçleştiriyordu.

*

Türk siyaset hayatının, Türk demokrasisinin en saygı değer insanlarından biri olan rahmetli Faik Ahmet Barutçu, 1957 seçimlerinden az sonra, bir gün, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupu toplantısında, yüreği yanık bir tertemiz insan olarak, kürsüden şöyle haykırmıştı:

«Politika hem en asil hem en hâkir meslektir».

Türk siyaset hayatının temizlenebilmesi ve seviyece yükselebilmesi, Türk demokrasisinin iyi işler hale gelebilmesi için, toplumun bu politikacı anlayışı, politikacıya karşı bu çelişken davranışı değişmelidir: Halk, politikacıyı, kendisine geçici olarak asil bir ödev verilmiş, fakat bu yüzden toplumda imtiyazlı bir üstün adam sayılması için sebep bulunmayan blr yurttaş olarak görür hale gelebilmelidir! Onu kendinden, halktan biri saymalıdır! Onu ne bir demokratik düzende görülebileceğinden büyük görmeli ne de böyle görmenin doğurabileceği hayal kırıklığı ile müstahak olduğundan fazla küçültmelidir! Onu, ne şımartacak kadar üstün, ne de haysiyetini incitecek kadar hâkir tutmalıdır! Halkla politikacı arasında karşılıklı bir saygı eşitliği kurulmalıdır!

Ancak o zaman Türkiye'de siyaset, toplumu hiçe sayabilecek kadar mağrur olanların veya menfaatçilerin, iki yüzlülerle yüzsüzlerin barınamıyacağı, buna karşılık mütevazî, iyiniyetli ve temiz insanların daha kolaylıkla, daha büyük bir şeref ve huzurla hizmet edebileceği bir meslek haline gelecektir. Siyaset ancak böyle bir meslek haline geldiği zaman Türkiye'de demokrasi gereği gibi işleyebilecektir. 

Dosyalar

1960.12.29.RE_B1.jpg
1960.12.29.RE_B2.jpg
1960.12.29.RE_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Halkın Politikacıya Davranışındaki Çelişme,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 11 Aralık 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/1301 ulaşıldı.