Basın ve İktidar

Başlık: 
Basın ve İktidar 
Kaynak: 
Ulus, "Uzaktan" s. 3 
Tarih: 
1957-03-28 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/34 
Metin: 
UZAKTAN

Basın ve Iktidar

WASHİNGTON'un en işlek yerinde Cumhurbaşkanlarına mahsus Beyaz Evin bahçe kapısından girenler, sağdaki bir alçak binanın önünden geçerler. Hiç bir kimsenin, bu binada bulunan görevli kimselerden habersiz Beyaz Eve girip çıkması mümkün değildir. Başta Cumhurbaşkanı «Ike» la eşi «Mamie» olmak üzere, Beyaz Eve girip çıkan herkes bu binada göz hapsi altındadır.

Bu binada oturup, Beyaz Eve girip çıkanları göz hapsi altında bulunduran kimseler, Beyaz Evin «mahremiyetinde nüfuz etmeğe çalışan» münasebetsiz gazetecileri geri çevirmek, karakola, siyasî şubeye götürüp sorguya çekmek, azarlamak, dövmek, tehdit etmekle görevli «emniyet» memurları değildir. Bu binada oturup çalışanlar, Beyaz Evin «mahremiyetine nüfuz» etmekle, Beyaz Evde olup bitenleri halka bildirmekle görevli gazetecilerdir.

Beyaz Evin bahçesi dışındaki bir başka binada, Cumhurbaşkanı Eisenhower meşhur basın konferanslarını yapar. Bunlar ziyafetli, davetiyeli basın konferansları değildir. Bu toplantılara hangi gazetelerin kimleri gönderebileceğini Başkan Eisenhower veya Beyaz Ev memurları tayin etmez. Her gazete hangi muhabirini uygun görürse onu gönderir.

Bu basın konferanslarında Başkan Eisenhower, ayakta durarak, söz isiyen gazetecilere bir bir söz verir ve sorularını, uzun söylevlere kaçmadan, kısaca fakat açık açık cevaplandırır. Gazetecilerin anlattığına göre, Eisenhower, herkesin söz almasına imkân olmayan kısa süreli bu haftalık basın konferanslarında, tercihan daima en çetin soruları sormakla tanınmış gazetecilere söz verirmiş.

Bir demokraside sorumlu devlet adamlarının özel hayatı olamıyacağını, her demokrat devlet adamı gibi, çok iyi bilen Başkan Eisenhower, iç ve dış siyaset meseleleriyle, iktisadî durumla ilgili sorular yanında, kendi özel hayatıyla ilgili soruları da sabırla cevaplandırmak âdetindedir. Bu basın konferanslarında can sıkıcı sorular soran gazeteciler hiç bir zaman eksik olmaz. Fakat şimdiye kadar hiç bir gazetecinin, Başkana can sıkıcı sorular sorduğu için haftalık basın konferanslarına gelmekten men edildiği duyulmamıştır.

Türkiye'de Başbakanın, özel davetiyeli basın konferanslarından sonuncusunda, Demokrat Parti Hükümetinin basın siyasetini haklı göstermek için, Amerika'daki mevzuattan örnekler verdiğini okuyunca, ister istemez bunları hatırladım.

Amerika'da, veya başka demokratik Batı memleketlerinde, basın hürriyetini, basında ilgili kanunlardan çok, basınla iktidarın münasebetlerine hâkim olan zihniyet tayin eder.

Amerika'da basınla iktidarın münasebetlerine hâkim olan zihniyetse herhalde Türkiye'dekinden çok farklıdır.

Meselâ Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı köşkünün 2 kilometre açığı bile gazeteciler için yasak bölgedir, bu bölge içine giren bir gazeteci, Cumhurbaşkanlığı köşkünün mahremiyetini ihlâl ettiği iddiasıyla bir suçlu muamelesi görür. Amerika'da ise gazeteciye, Cumhurbaşkanlığı köşkünün mahremiyetinde baş köşelerden biri verilmiştir.

Türkiye'de, hükümetin asla iç işlerine müdahale edemiyeceği Büyük Millet Meclisinde müzakereleri takib eden gazeteciler, Başbakanın emriyle Meclisten atılıp, gene ancak Başbakanın müsamaha ve müsaadesiyle Meclisteki basın locasına dönebilirler. Amerika'da ise, Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı şahsında birleştiren Eisenhower, kendi evinin bahçesindeki bir binada oturan gazetecileri bile bahçe kapısından dışarı attıramaz.

Türkiye'de Başbakanın basın konferanslarına hangi gazetecilerin gidebileceğini Başbakan kendisi tayin eder. Amerika'da ise Başkan Eisenhower böyle bir tercih hakkını kullanmağa kalkışacak olsa ,gazeteler hiç şüphesiz bunu basın hürriyetine ağır bir müdahale sayar ve basın konferanslarında temsilci bulundurmamayı herhalde daha uygun görürler.

Birleşik Amerika Başkanı, basın konferanslarında tercihan daima, en çetin soruları sormasaı muhtemel gazetecilere söz hakkı verir. Türkiye'de ise, bir önceki basın konferansında Başbakana bazı çetin sorular sormak ihtiyatsızlığını, göstermiş olan bir gazeteci, elinde kazara bir davetiye olsa bile, basın konferansının kapısından geri çevrilir.

İktidar — basın münasebetleri konusunda Türkiye ile Amerika arasındaki farklara dair daha böyle sayısız örnekler vermek mümkündür. Hattâ bizim bugün burada verdiklerimiz, bu münasebetlerin daha çok teşrifat yönü ile ilgili örneklerdir. Bu durumda Başbakanın, iki kanun maddesini ele alarak, Türkiye'de de Amerika'daki kadar basın hürriyeti bulunduğunu iddia etmesi pek inandırıcı olmasa gerektir.

Kaldı ki D.P. iktidarının çıkardığı basınla ilgili son kanunlar üzerine, Türkiye'de basın hürriyetinin büsbütün ortadan kalktığını en açık ve sert bir dille yazan gazeteler Amerikan gazeteleri olmuştur. O kadar ki, Türk gazetelerinde Amerikan gazetelerinde çıkan bu yazıları, yeni kanunlar karşısında, iktibas etmeğe bile imkân görememişlerdir. Başbakan eğer Türkiye'de de Amerika'daki kadar basın hürriyeti bulunduğuna gerçekten inanıyorsa, Amerika'daki Türk basın temsilcilikleri vasıtasiyle bu gerçeğin Amerikan gazetecilerine bir an önce anlatılması, son Basın Kanunu üzerine büsbütün sarsılan dış itibarımızın sağlamlaştırılması bakımından herhalde çok faydalı olacaktır.

Cambridge, MASS.

Bülent ECEVİT 

Dosyalar

1957.03.28.jpg
1957.03.28_B.jpg
1957.03.28_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Basın ve İktidar,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 23 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/792 ulaşıldı.