Uçurtma ve Kuyrukları

Başlık: 
Uçurtma ve Kuyrukları 
Kaynak: 
Ulus, "Uzaktan" s. 3 
Tarih: 
1957-03-05 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/34 
Metin: 
UZAKTAN

Uçurtma ve Kuyrukları

CUMHURİYETÇİ Partinin Senatodaki lideri William F. Knowland, birkaç gün önce Vaşhington'da yaptığı bir konuşmada Birleşmiş Milletlere, sorumlu bir mevkî işgal eden belki hiç bir Amerikan politikacısının şimdiye kadar kullanmağa cesaret edemediği derecede sert bir dille hücum etti.

Kendisinin Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan temsilcilerinden olması, bu hücumunun önemini bir kat daha arttırıyordu.

Amerikan dış politikasının «Birleşmiş Milletler uçurtmasına bir kuyruk gibi bağlanmış» görünmesinden şikâyet eden Senatör Knowland, gerek Truman gerek Eisenhower idarelerinin Birleşmiş Milletlere Amerikan dış siyasetinde baş mevkii vermiş olduklarını, oysa Birleşmiş Milletlerin Amerika tarafından bu kadar desteklenmeyi hak etmediğini ileri sürdü.

Senatör Knowland, sözlerinde belki hiç bir sorumlu siyaset adamının cesaret edemiyecegi kadar ileri gidiyordu. Onun bu hücum ve tenkidlerini açıktan açığa benimseyecek bir siyaset adamı belki ne Amerika'da ne Avrupa'da çıkabilirdi. Fakat buna rağmen, Senatör Knowland'ın, Birleşmiş Milletlere karşı bu derece menfî duygular besliyen tek Batılı siyaset adamı olmadığı da belliydi. Vaşhington'da Birleşmiş Milletlere dair söylediği sözlerle, hiç şüphesiz, birçok Amerika'lı ve Batı Avrupa'lı siyaset adamının açıklamağa çekindiği duygu ve düşünceleri dile getirmiş oluyordu.

Hele son zamanlarda, Birleşik Amerika'da ve Batı Avrupa'da Birleşmiş Milletlerden umut kesenlerin sayısı büsbütün artmıştı. New-York'taki Birleşmiş Milletler çevreleriyle biraz yakından temas edip te bu umutsuzluğu, bu menfî tavrı hissetmemek mümkün
değildi.

İngiltere ile Fransa'nın geçen yıl sonlarında Mısır'a karşı Birleşmiş Milletleri hiç hesaba katmaksızın harekete geçmeleri de, Batılılar arasında gitgide derinleşen bu umutsuzluğun, hoşnutsuzluğun, Birleşmiş Milletlere karşı ilgisizlik ve kayıtsızlık derecesine varan bu güvensizliğin açık bir belirtisi değil mi idi?

Mısır'a tecavüz devam ederken, İngiliz Avam Kamarasında, günün Başbakanı Sir Anthony Eden'le muhalefet lideri Hugh Gaitskell arasında dikkate değer bir konuşma geçmişti. Sir Anthony Eden, Birleşmiş Milletlere baş vurmadan tedbir alınmış olmasını savunmak için,

- Eğer işi Birleşmiş Milletlere havale etseydik, tartışmalar haftalar ve haftalarca devam edip giderdi, demiş; Gaitskell de buna şu cevabı vermişti:
- Barışın haftalar ve haftalarca devam edip gitmesinde ne mazhur vardı?

Hâdiseler Gaitskell'i haklı çıkardı. Gerçi İngiltere ile Fransa Mısır'a karşı kendi kendilerine tedbir alacak yerde Birleşmiş Milletlere baş vurmuş olsalardı belki hiç bir müsbet sonuç elde edemiyeceklerdi; tartışmalar gerçekten haftalarca uzayıp giderekti. Fakat, İngiltere ile Fransa'nın Birleşmiş Milletlere başvurmaksızın, kendi kendilerine aldıkları tedbir de hiç bir müsbet sonuç vermedi. Üstelik nasıl olsa kestirme yollardan hâl çaresi bulunamıyacak bir mesele için yeni bir harbe yol açtı. Bu harb durumu büsbütün karıştırdığı, meselenin çözümünü büsbütün güçleştirdiği gibi, İngiltere ile Fransa'nın dünyadaki itibarlarını biraz daha sarsıp bu iki memleketi eskisinden daha yalnız bıraktı; Nasır'ın da durumunu - Sina cephesinde uğradığı yüz kızartıcı yenilgiye rağmen — büsbütün kuvvetlendirmiş oldu.

Onun için, bundan birkaç ay önce İngiliz Avam Kamarasında Eden'le Gaitskell arasında geçmiş olan konuşma, Birleşmiş Milletlerin durumunu çok iyi aydınlatıyor sayılabilirdi:

Birleşmiş Milletler belki müsbet bir işe yaramıyordu ama, Birleşmiş Milletleri hesaba katmadan hareket etmek, müsbet bir işe yaramamakla kalmıyor, üstelik menfî sonuçlar doğuruyordu.

New-York'ta, su kıyısındaki bir sırça gökdelende, süs gibi duran Birleşmiş Milletler, bütün o işe yaramaz görünüşüne rağmen, milletlerarası münasebetlerde en önemli yeri tutan bir kuvvet hâline gelmişti.

Cenevre'deki eski Milletler Cemiyetini hesaba katmadan girişilecek herhangi bir münferit hareket pekâlâ başarıya ulaşabilirdi. Ama bugün, Birleşmiş Milletleri hesaba katmaksızın girişilecek bir münferit hareketin başarı şansı yok denilebilecek kadar azdı.

Nitekim işte, Birleşmiş Milletleri hesaba katmadan girişilmiş iki kuvvet denemesi, Korede de, Mısır'da da başarısızlığa uğramıştı. Önce Komünistler, birkaç yıl sonra da Batılılar, Birleşmiş Milletleri bir sırça gökdelende pahalı bir süsten ibaret saymanın cezasını çok ağır bir şekilde ödemişlerdi.

Macaristan konusunda Birleşmiş Milletlerin tavsiyelerine uymamanın cezasını, Rusya'ya, bizzat, başka memleketlerdeki Komünist partileri ödetiyordu. Keşmir meselesinde Birleşmiş Milletlerin kararına baş kaldırmaksa Nehru'nun uzul yıllar boyunca kazanılmış itibarını hemen hemen yok etmeğe yetmişti.

Birleşmiş Milletler, hoşa gitse de gitmese de, bir işe yarar görünse de görünmese de, artık dünya siyasetinde inkâr edilemiyecek bir gerçekti.

O kadar ki Amerikan dış siyasetinin «Birleşmiş Milletler uçurtmasına bir kuyruk gibi» bağlanmasına sinirlenen Senatör Knowland da, ister istemez gene Birleşmiş Milletler Asamblesindeki koltuğuna gidip oturacak, ve o hantal uçurtmanın kuyruğuna takılıp dünya rüzgârlarının estiği yönde sürüklenmeğe veya o rüzgârlarla elinden geldiği kadar savaşmağa devam edecekti.

Birleşmiş Milletlerin bu esrarlı kuvveti nereden, nasıl aldığını bir başka yazıda izaha çalışacağız.

Cambridge, MASS.

Bülent ECEVİT 

Dosyalar

1957.03.05.jpg
1957.03.05_B.jpg
1957.03.05_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Uçurtma ve Kuyrukları,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 23 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/775 ulaşıldı.