Bir Hoşgörürlük Örneği

Başlık: 
Bir Hoşgörürlük Örneği 
Kaynak: 
Ulus, "Günün Işığında" s. 3 
Tarih: 
1956-12-15 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/33 
Metin: 
GÜNÜN IŞIĞINDA

Bir hoşgörürlük örneği

Bu ders yılı başında İngiltere’de bir şaire profesörlük payesi ve bir kürsü veriliyordu. Şairin adı W. H. Auden’di. Politikacı ağzıyla «memleket gençliğinin emanet edildiği» bu profesör, memleketine bağlılık duymayan bir adamdı. Hem o kadar ki İkinci Dünya Harbinden birkaç ay önce memleketini de, milliyetini de bırakmış, Amerika'da yerleşerek Amerikan uyruğu olmuştu.

Bu ders yılı başında Türkiye’de ise, bir profesörle doçent ve onları destekleyen dört arkadaşları kürsülerinden ayrılmak zorunda kalıyorlardı. Suçları, kendi konuları içine giren bazı hükümet icraatını bilim ışığı altında tenkid etmiş olmaktı. Avrupa’nın Batı ucundaki İngiltere’de milliyetini terketmek bile hoş görülürken, Avrupa’nın Doğu ucundaki Türkiye’de hükümet icraatıyla ilgili en küçük bir tenkit hoş görülemiyordu.

Auden, Oxford Üniversitesinde şiir kürsüsünün başına getirilmişti. Şairi en bol Batı ülkelerinden biri olan İngiltere’de, bir şiir kürsüsü Auden’siz boş kalmazdı. Ama madem ki Oxford Üniversitesi bu kürsüye Auden’i uygun bulmuştu, böyle bir karara itiraz etmek kimsenin aklından geçmezdi.

Türkiye ise bilim adamı en az ülkelerden biriydi. Bir Başbakan ayrılsa yerine bir çok başbakanlar bulunurdu ama, kürsüsünden ayrılan bir profesör veya doçentin yeri kolay kolay doldurulamazdı. Ama madem ki bu profesör ve doçentler iktidarın bazı icraatını tenkid etmişlerdi, iktidar, onların kürsülerinde kalmalarına razı olamazdı.

İktidar, bazı profesör, doçent ve asistanların tenkidlerde bulunmasını, muhalefeti tutmalarına yoruyordu. Gerçekten muhalefeti tutuyorlar mıydı, bilmiyoruz! Tutuyor olsalardı bile, demokratik bir iktidarın bunu pek tabiî karşılaması, bazı profesör ve doçentlerin iktidarı tutmaları. iktidar sözcüsü gazetelerde muhalefete hücum etmeleri kadar tabiî karşılaması gerekirdi.

Fakat Türkiye’deki iktidara göre bu, tabiî karşılanmak şöyle dursun, bağışlanmaz bir suçtu.

İngiliz şairi Auden’se, iktidara karşı muhalefeti tutmaktan da ileri gitmişti. O, kendi milletine karşı başka bir milleti tutmuştu. Kendi milliyetini bırakıp başka bir milliyete geçmişti. Ama bu onun İngiltere’de profesörlük payesi alıp bir kürsü sahibi olmasına engel değildi.

İngiltere'de milliyetini terketmiş bir aydına gösterilen hoşgörürlüğün, anlayışın, bizim memleketimizde, sadece iktidarın bazı icraatını tenkid etmiş, bunu da bir muhalefet partisine değil, sırf memleketlerine bağlılıklarından ötürü: politika olarak değil, sırf bir ödev olarak yapmış aydınlara gösterilmesini beklemek çok şey mi beklemek olurdu?

Üstelik onların yaptıkları tenkitlerde en küçük bir suç unsuru da yoktu. Hattâ bu tenkidleri yapmakla, ancak, kanunun kendilerine yüklediği bir ödevi yerine getirmiş sayılırlardı. Zaten böyle olmasa idi, tenkidlerinde suç unsuru görülse idi, yetki sınırları dışına çıktıklarına dair en ufak bir belirti olsa idi, daha önce adlî makamların veya yetkili üniversite organlarının kendilerini cezalandırması gerekirdi. İktidardan, suçsuz insanların cezalandırılmamasını istemek, çok şey mi istemek olurdu?

Belki de,

— Elbet, denilebilir, çok şey istemek olurdu!

Türkiye’de muhalefete oy vermek de suç değildi ama, muhalefete oy veren iller, ilceler bile cezalandırılıyordu. Bu durumda, iktidarın icraatını tenkid eden bilim adamlarının cezalandırılmasına şaşılır mı idi?

Ama biz, her şeye rağmen şaşmakta devam etmeliyiz. Devam etmeliyiz ki bütün bu olup bitenler bizlere tabiî görünür, başkalarında görüp de imrendiğimiz hürriyete kavuşmak bizlere imkânsız görünür olmasın!

Bülent ECEVİT

DÜZELTME:

Dün bu köşede çıkan «Mutlu bir yıldönümü» başlıklı yazının 4 üncü paragraf, 10 uncu satırındaki «ihtiyatsızlığını» kelimesi, «ihtiyatlılığını» olacaktı. 

Dosyalar

1956.12.15.jpg
1956.12.15_B.jpg
1956.12.15_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Bir Hoşgörürlük Örneği,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 20 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/760 ulaşıldı.