Kız Lisesi Sergisi

Başlık: 
Kız Lisesi Sergisi 
Kaynak: 
Ulus, s. 5 
Tarih: 
1952-06-04 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı, 152/21 
Metin: 
Resim:

KIZ LİSESİ SERGİSİ

Bülent ECEVİT

Ankara Kız Lisesi geçenlerde geçenlerde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde bir resim, dikiş ve elişleri sergisi açmıştır.

Aslına bakarsanız, ortaokul ve lise için normal olan 11-18 yaşlar güzel sanatlar bakımından insan ömrünün en verimsiz, en tatsız cağı sayılır. Bu çağda yapılan resimlerde, ne çocuk resmin inhayrete düşürücü, sürprizlerle dolu intuitif deasını, ne de ergin resminin olgunluğunu, entellektüel niteliklerini bulabiliriz.

Çocukla ergin arası bu yaş insanların da orta bir sanat seviyesiyle yetinmek, eserlerinde estetik bir heyecan değil, yalnız ümit ışıkları aramak zorundayızdır.

Kız Lisesi Sergisindeki resimlere de bu şartları önceden kabul ederek bakmaya başlamalıyız. Yoksa ölçülerimiz yanlış olur.

*

Yalnız ümit ışıkları aramalıyız, dedim! Kız Lisesinin sergisinde bu ümit ışıkları bazan öyle kuvvetleniyor ki, insan tuvallerden bir-iki adım ilerde erginlik çağının gerçek sanatını, olgun sanatını yakalayacakmış gibi oluyor.

Hele Senem Gönenli'nin resimleri!.. Bunlarda çocuk resminin harikasını, ergin resminin olgunluğuyla kucak kaçağa görüyoruz. Bu resimleri beğenmek için ne bir lise sergisinde olduğumuzu, ne de Senem'in yaşının 17 olduğunu hatırda tutmamıza lüzum yoktur. İkisini de unutabiliriz. Kendimizi bir profesyonel ressamlar sergisinde sayabiliriz: Gene de bu resimler önünde uzun uzadı ya durmamak elden gelmez. Senem Gönenli, ümit vericiliği, hattâ söz vericiliği -ve bu arada yaşını- geride bırakmıştır: Şimdiden ressamdır. Ressam da kalmalıdır! 17 yaşında bu resimleri yapan bir insaın yarınından vazgeçmeye razı olabilecek kadar zengin değiliz ressamdan yana...

Senem Gönenli'nin çocukluğu, olgun renk zevkine ve kompozisyon duygusuna bir expressioniste ifade katıyor. Bu expressionoisme'de bazan Rouault'nun kuvvetini, derinliğini duyuyoruz.

Birkaç ay önce ayrı bir resim sergisi açmış olan, gene 17 yaşında, Ayhan Dürruoğlu, daha temkinli ilerlemeye istekli görünüyor. Atılgan resmi yalnız iki tane: Biri, su taşıyan kadınlar, öteki de deniz kenarında takalar.. Sırf diğer resimlerini görseydik, Ayhan Dürrüoğlu'nun, gençliğinde şaşırtıcı bir istidat gösterip te sonradan tıkanıp kalmış sanatkârlar arasına geçebileceğini belki düşünürdük. Çünkü -açık atmosferli iki peyzaj ve öğretmenin portresi hariç- diğer resimleri, sadece, yaşına göre büyük bir istidat ifade ediyor; küçük ressamın gelecekteki sanatı için bize kati bir söz veremiyor. Ama, atılgan dediğimiz iki resmiyle, saydığımız diğer üç resim, Ayhan Dürrüoğlu'ndaki gerçek sanat özüne delildir. Bu özün boy verebilmesi için Ayhan Dürruoğlu, temkinli ilerlemeye daha birkaç yıl devam etmekle beraber, resim hakkında birşey bilmeden de selâhiyet sahibi olunabileceğini sananların tesirlerinden, telkinlerinden kendini korumalıdır. Resimde doğru yolu kendisi aramalı ve resim kültür ve görgüsünü, genişletmeye çalışmalıdır .Şimdiden kendi başına sergiler açması çok zararlı olabilir. Çünkü bu gibi sergilerde en çok beğenilen resimler, çoğu zaman, en kötü resimlerdir. O yüzden de, yaşı henüz küçük bir ressam, daha şahsiyetini bulmadan yanlış bir yola sapabilir.

Aynı şeyleri Meral Nuray için de söylemek lâzım! Meral Nuray'ın bir buçuk duvar dolduran resimlerine şöyle bir bakıp geçecektim. O sırada gözüm bir potreye ilişti: Çenesi bağlı bir kız portresi!... Bu, fırçası imza kadar karakter kazanmış bir ressamın eseriydi .Dikkat edince, aynı karakter birkaç resimde daha, yer yer görülüyor. Hele, mürekkeple yapılmış bir şemsiyeli adam resminde, o fırça karakterinin kalemde de kendini göstermesi, çok dikkate değer!... Meral Nuray kendini serbest bırakmalıdır! Şahsiyeti ancak o zaman meydana çıkabiliyor. Bu birkaç resimden anlaşılabildiği kadar, Meral Nuray'ın fırça üslûbu uzun ve akıcıdır; renklerinde bir devamlılık vardır, ve renkten renge geçişi tedrici bir şekilde olmaktadır. Halbuki portrelerini modele benzetmek için çalıştığı zamanlar, Meral Nuray, belli ki kısa kısa, ürkek darbeler vurmak, renkleri içinden geldiği gibi değil, modelin gerektirdiği gibi kullanmak zorunda kalıyor, ve böylece bütün şahsiyetini, o imza kadar kuvvetli üslûbunu kaybediyor. İnsanın daha 18 yaşındayken bir üslûbu olması büyük şeydir. Bunun benzetmekten daha büyük birşey olduğunu kendisi de anlıyabilmek için, Meral Nuray, "aman filânca beye ne kadar benzemiş, falanca hanımın tıpkısı," yollu takdir sözlerine kulaklarını tıkayıp resim kültürünü geliştirmeye bakmalıdır! Portre yaptığı zamanlar modele benzetmek arzusunu yenemiyecekse, birkaç yıl hiç portre yapmamalı, yalnız peyzaj ve natürmort çalışmalıdır!

Sergideki kara kalem resimlerden de anlaşıldığı gibi, öğrencilerin desenleri ekseriya çok kuvvetli. Bu bilhassa Perihan Evinsoy ve Ekendiz Tanay'da kendini gösteriyor. Biri 16 diğeri 17 yaşında olan bu iki öğrenci sağlam bir desen temeli üzerinde çalışarak cok iyi eserler verebileceklerdir.

Yaşlar küçüldükçe, çocukluğun hayal kuvveti ve renk cüretkârlığı ağır basmaya başlıyor. Bu arada, Ayla Can, Güler Alpant, Gülsel Tunçekiç, Sibel Evintan, Tomris Uzunkaya, Deniz Orkun, Sevim Dirimen, Ayten Akgürbüz, Güler Alpat ve Sevim Gençgüven dikkati çekiyor.

Femin Ağan, Gönenç Arın, Nursen Belül ve Şenel Bilsev, çocukluğun insiyaki buluşlarıyla izah edilemiyecek kadar hesaplı bir ileri resim anlayışı gösteriyorlar. Tuvalleri satıhlara bölüşlerinde şaşılacak bir muvazene hissi ve renk zevki var.

Güler Yaman, Perihan Özen ve Nihal Ilgın, ilerisi için çok ümit veriyor.

Daha birçok genç öğrencilerden bahsedebilmek isterdim, insan, bazı profesyonel sergilerinde duymadığı heyecanı bu serginin vaitlerle dolup taşan havasında duyuyor.

Sergi, yalnız öğrencilerin değil, bir resim öğretim sisteminin de zaferidir. Öğrencilerin, anlayışlı bir rehberlik altında nasıl serbestçe, içlerinin çektiği gibi çalışmak fırsatını buldukları, böylelikle de istidatlarını rahat rahat geliştirebildikleri ortadaki eserlerden okunmaktadır. Öğrencilere, Batı resmini reprodüksiyonlarla tanımak fırsatının verildiği, resim kültürlerinin imkân olduğu kadar genişletildiği de anlaşılıyor.

Resim öğretmeni Bayan Hayriye Uludağ, bu ileri görüşlü yetiştirme tarzından aldığı semerelerle ne kadar öğünse yeridir.

Ankara Kız Lisesinin resim sergisi, sanat hayatımıza yarın için büyük ümitler getirmiş, ve bu ümitlerden başka, şimdiden, Senem Gönenli adında bir de ressam kazandırmıştır.

*

Elimin mürekkebiyle kadın işine karışmak haddim değil! Ama insan, haddini aşmak bahasına da olsa, sergideki elişlerine, dikişlere hayranlığını belirtmeden geçemez. Ortaokul çağındaki öğrencilerin yaptığı bu işler, öyle sanıyorum ki, bazan, amatör işi olduklarını düşündürmeyecek kadar ustalıklı.

Renklerin ve motiflerin seçilişinde de büyük bir zevk görülüyor. Öğrencilere verdiği emek için olduğu kadar renk ve motifleri seçerken gösterdiği bu zevk için de Elişi ve Dikiş Öğretmeni Bayan Türkân Boren'i tebrik etmeliyiz.

Serginin resim kısmı da, elişi ve dikiş kısmı da, iyi bir eğitim sistemi altında güzel sanatlara olan kaabiliyetimizin nasıl verimli bir hale getirilebileceğini göstermektedir. 

Dosyalar

1952.06.04.jpg
1952.06.04_B.jpg
1952.06.04_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Kız Lisesi Sergisi,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 20 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/359 ulaşıldı.