Orta Doğu'nun Kazanılması

Başlık: 
Orta Doğu'nun Kazanılması 
Kaynak: 
Son Havadis, "Dünya Politikası" 
Tarih: 
1953-02-24 
Lokasyon: 
Rahşan Ecevit Arşivi 
Metin: 
Dünya Politikası

24-2-1953

O. Doğunun kazanılması

Yazan: Bülent ECEVİT

Sovyet Rusya’nın, Yahudi alehdarlığı siyasetinde ileri bir adım olarak İsrail’le diplomatik münasebetlerini kesmesi, İsrail’i gerçekten zor bir durumda bırakmıştır. Fakat, İsrail’in böyle zor bir duruma düşmesi, Batılıların Sovyet oyununa gelmelerindendir.

İsrail devletinin kurulmasına çalışılan günlerde, Rusya, bu fikri en hareketle destekleyen devletlerden biriydi. Netekim, İsrail hükümetini ilk tanıyanlardan biri de Rusya olmuştur.

Böylelikle Rusya, bu yeni devletin, daha kuruluşundan itibaren sempatisini kazanacağını, ve Orta Doğuyu huzursuz bir hâlde bulundurmak için İsrail’den faydalanabileceğini umuyordu.

Fakat, İsrail’in Batılılar tarafından da desteklenmesi yüzünden, Sovyet Rusya, Arap memleketlerinin gözünde, Batılılarla bir safa geçmiş oluyordu. Çünkü Arapların, başka devletlerle münasebetlerinde bir tek dostluk ölçüleri vardı: O devletlerin İsrail’e karşı güttüğü siyaset!.. Arapların gözünde, İsrail’e karşı menfî bir siyaset güden devletler dost, dostluk siyaseti güden memleketlerse düşmandı.

Bundan ötürü, Orta Doğuda Komünist nüfuzu süratle azalmaya başlamıştı. Arap memleketlerinde iç kaynaşmaların en hâd devreye vardığı sıralarda bile, Komünistler, bu kaynaşmaları kendi lehlerine istismar edemeyecek duruma düşmüşlerdi.

Sovyetler Birliğindeki Müslüman topluluklara müsamahakâr davranmaya, ve İslâm âlemi içinde, Komünizmle Müslümanlığın bağdaştırılabileceği yolunda propoganda yapmaya başlamalarına rağmen, Orta Doğuda bir sempati uyandıramıyorlardı.

Komünist ihtilâlinden beri Ruslar, siyasî veyahut iktisadî bağımsızlık elde etmek isteyen memleketlerdeki milliyetçilik cereyanlarını desteklemek yoluyla, onları, hür birer devlet hâline gelirken kendi saflarına çekmeye çalışmak siyasetini gütmüşlerdir. Bu siyaseti, bazı Uzak Doğu memleketlerinde şimdilik başarı ile tatbik eder görünmektedirler.

İsrail devletini kuruluşu sırasında desteklemeleri de şüphesiz bu siyasetin bir tezahürüydü. Fakat İsrail’i, Batı devletlerinin daha müessir bir şekilde desteklemeleri ile, inisiyatif Rusların elinden alınmış oluyordu. Üstelik, İsrail’i desteklerken Ruslar, Arap memleketlerindeki bağımsızlık hareketlerini istismar etmek şansını da kaybetmiş oluyorlardı.

Sovyetler, İsrail üzerinde daha fazla vakit kaybetmeden, rotalarını değiştirmek lüzumunu duymuşlardır. Sovyetler Yahudi alehdarlığına başladıklarından ve bu alehdarlıkla Arap memleketlerinin sempatisini kazanma gayesini güttükleri anlaşıldığından beri, Batılılar da Orta Doğu siyasetlerinde rotalarını çevirmeye, Arap memleketlerine kur yapmaya başlamışlardır.

Bu rota değişikliği. Sovyet-İsrail münasebetleri kesildiğinden beri hissedilir bir dereceyi bulmuştur.

Son günlerde Arap memleketlerinin, kendilerine silâh yardımının arttırılması, İsraile ise her türlü yardımın hattâ Birleşmiş Milletler teknik yardımının durdurulması yahut kısılması yolunda Washington’da giriştikleri müşterek teşebbüs, gelen haberlerden anlaşıldığına göre, oldukça müsait karşılanmış, ve İsrail ciddî olarak kaygılanmaya başlamıştır.

Ayni zamanda, İngiltere de Arap memleketlerine silâh, o arada tepkili uçak yardımını arttırmaya karar vermiştir.

Batılıların, Orta Doğudaki boşluğu Sovyetlerden önce doldurmaya, bunun içinde Arap memleketlerini kendi taraflarına çekecek tedbirler almaya çalışmaları, hiç şüphesiz, tutulabilecek yolların en doğrusu idi.

Ancak, bu yolu tutarken Batılılar, Arap memleketlerinin Sovyet-İsrail münasebetlerindeki gerginliği istismar etmesine göz yummaktadırlar.

Böyle bir istismarcılığı kabûlletmek dürüst bir politikaya yaraşmayacağı gibi, Orta Doğuda istikrar sağlanmasını da kolaylaştırmış olmayacaktır. Çünkü, Orta Doğudaki en büyük çıban başı olan Arap-İsrail geçimsizliği, neticede, büsbütün körüklenmiş olacaktır.

Hâlbuki, zaten Sovyetlerin de istediği, Orta Doğuda istikrar kurulmamasıdır. Arap memleketlerinin sempatisini kazanmak hususunda Batılılar, Komünistlerin elinden insiyatifi alsalar bile, Orta Doğuda istikrar sağlanmadıkça mesele hâlledilmiş sayılamaz. Dürüst olduğu kadar da akıllıca bir politikanın gereği, Arap memleketlerini kazanmaya çalışırken, ayni zamanda, Arap-İsrail geçimsizliğini de giderecek bir yol takib etmektir. Yoksa, belki Arap devletleri kazanılacak, fakat Orta Doğu gene kazanılmış olmayacaktır.

Böyle bir yol bulunması, İsrail devletinin ilk kurulduğu günlerdeki kadar güç olmasa gerektir. Çünkü o sırada Arapların İsrail düşmanlığı, iktisadî olduğu kadar hissî ve dinî sebeblerden de ileri geliyordu. Hattâ iktisadî sebeb ikinci plânda kalıyordu.

Bu gün ise, iktisadî faktörler, Arap İsrail geçimsizliğinin baş sebebi hâline gelmiştir. Böylece artık gecimsizlik, hissî değil yalnız makûl esaslara davanmaktadır. Onun için, makûl yollardan giderek geçimlizliğe çare bulunması, imkân dahiline girmiş sayılabilir.

İsrail’le Arap memleketleri arasındaki en büyük dâvalardan biri olan göçmen dâvası bile, iktisadîdir.

Bu durumda. Orta Doğu meselelerini hâlletmenin herhâlde en iyi yolu, Arap memleketlerine, bağımsızlıklarını incitmeyecek bir şekilde, daha genis iktisadı yardım yapmaktır. Bu arada. göcmen meselesinin iktisadî bakımdan hâllini de Batılılar kendi üzerlerine alabilirler.

Orta Doğuda bir güvenlik sistemi kurulurken, önce, bu bölgedeki iktisadî ve siyasî meselelerin hâlli gerekir. Batılılar işe tersinden başlamış, iktisadî ve siyasî meseleler hâlledilmeden askerî meseleleri le almış görünüyorlar. 

Dosyalar

1953.02.24.RE_1_B.jpg
1953.02.24.RE_1_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Orta Doğu'nun Kazanılması,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 20 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/105 ulaşıldı.