Demokrasi ve Cesaret

Başlık: 
Demokrasi ve Cesaret 
Kaynak: 
Son Havadis, "Sırası Gelince" 
Tarih: 
1953-02-24 
Lokasyon: 
Rahşan Ecevit Arşivi 
Metin: 
SIRASI GELİNCE

Demokrasi ve cesaret

24/2/1953

Son Havadis

YAZAN: BÜLENT ECEVİT

Ancak politikacıları cesur olan memleketlerde demokrasi yerleşebilir.

Gerçek demokraside politikacıdan beklenen, yalnız iktidar karşısında değil, halk karşısında da cesur olmasıdır.

Yoksa, devlet baskısının yerine, ondan çok daha korkunç olan halk baskısı geçmiş olur.

Bir memlekette politikacıların cesur olabilmesi için, daha önce fikir adamlarının cesur olması gerektir.

Bir fikir adamı, meselâ 20.000.000. nüfusulu bir memleket halkının 19.999.999 unun kabul etmediği bir fikri savunabilecek kadar cesur olmalıdır.

Öyle bir fikri savunan bir insan, bulunduğu toplum içinde yaşama, çalışma, ve - yazma olmasa bile - konuşma hakkına sahip kalabiliyorsa, o toplum demekorasiyi hazmetmiş demektir.

Halk önünde korkan, çekinen fikir adamı ve politikacı, içinde yaşadığı toplumun demokrasiyi hazmedemediğine inanıyordur.

Birçok fikir adamlarımız ve politikacılarımız, memlekette demokrasi hareketi başladığındanberi, din ve gelenekler konusunda halka tavizler vermiş ve vermektedirler.

Bunun ancak üç sebebi olabilir.

1 — Atatürk Devrimlerine kendileri de inanmıyorlardır.

2 — Halkın habzına göre hareket edip, devrimleri feda bahasında da olsa, oy toplamak istiyorlardır.

3 — Demokrasi rejimi altında kudreti artan halktan korkuyorlardır.

Halk din ve gelenekler konusunda tavizde bulunan fikir adamı ve politikacılarımızdan pek azı, birinci sebebi, yani, Atatürk Devrimlerine inanmadıklarını itiraf ederler. Çünkü, bunu itiraf edebilmek te genç neslin çoğunluğu karşısında cesur olabilmeyi gerektirir. O bakımdan, meselâ Ustaoğlu, kendisile aynı fikirde olup ta bu fikri açığa vuramayan bir çok fikir adamı ve politikacıdan daha cesur sayılmak gerekir.

İkinci kategoriye giren, yani, halkın nabzına göre hareket edip, Devrimleri feda bahasına da olsa oy toplamak isteyen politikacılar, birer demokrasi bezirgânıdırlar.

Üçüncü kategoriye giren, yani, halktan korktukları için din ve gelenekler konusunda halka tavizde bulunan fikir adamı ve politikacılarsa, Türk halkının demokrasiyi hazmedememiş olduğuna inanıyorlar, demektir. Böyle bir inanç beslemeseler, halktan korkmazlardı.

Bir fikir adamı olarak Prof. Bülent Nuri Esen, Millî Eğitim Şûrasında, ilk okullara din dersi konulmasının açıktan açığa aleyhinde konuşmak, bunun lâiklikle uzlaştırılamayacağını söylemek cesaretini göstermekle, Türk halkının demokrasiyi hazmettiğine inandığını belirtmiş olmaktadır.

Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Şûrada, Prof. Bülent Nuri Esen için, 'Mustafa Kemâl ismini kendi tezlerini kuvvetlendirmek için bir kalkan olarak kullanmasınlar," demiş.

Devrimlere inanmış her Türk, Mustafa Kemâl ismini bir kalkan olarak kullanacaktır.

İşte ben de o ismi bir kalkan olarak kullanıp, Mustafa Kemâl'in 1927 de verdiği büyük nutuktan aşağıdaki cümleyi alıyorum:

"Bunca asırlarda olduğu gibi, bu gün dahi, akvamın cehlinden ve taassubundan istifade ederek bin bir türlü siyasî ve şahsî maksat temini için dini âlet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların dahil ve hariçte mevcudiyeti, bizi, bu zeminde söz söyletmekten, maateessüf, henüz müstağni bulunduruyor. Beşeriyette, din hakkında ihtisas ve vukuf, her türlü hurafelerden tecerrüt ederek, hakiki ulûm ve fünun nurlarıyla musaffa ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde tesadüf olunacaktır.”

Buradaki 'din oyunu aktörleri” sözünden, kim isterse alınabilir. 

Dosyalar

1953.02.24.RE_2_SonHavadis_B.jpg
1953.02.24.RE_2_SonHavadis_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Demokrasi ve Cesaret,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 23 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/104 ulaşıldı.