Son Buhran Karşısında İktidar ve Millet

Başlık: 
Son Buhran Karşısında İktidar ve Millet 
Kaynak: 
Ulus, "Günün Işığında", s. 3 
Tarih: 
1958-07-21 
Lokasyon: 
Atatürk Kitaplığı 
Metin: 
GÜNÜN IŞIĞINDA

BÜLENT ECEVİT

Son buhran karşısında iktidar ve millet

ORTADOĞU'DAKİ son gelişmelerin Türkiye için doğuracağı sonuçlara, elbette, milletçe hep beraber katlanmamız gerekecektir.

Bu arada, milletin kendi kendine karşı sorumluluğu yanında, iktidarın da millete karşı ağır sorumlulukları vardır. Fakat iktidar bu sorumlulukların gerektirdiği gibi davranma yolunda henüz hiç bir adım atmamıştır.

O yüzden halkın iktidara karşı derin bir kırgınlık duyduğu, ve, son zamanlardaki bütün buhranlı devrelerde olduğu gibi, gözlerini gene Cumhuriyet Halk Partisine çevirdiği görülmektedir.

C.H.P. nin bu güvene ne kadar lâyık olduğuna, İnönü'nün gazetelerde dün çıkan mesajı taze bir delildir. Kurtuluş Savaşı kahramanı ve Türkiye'nin ikinci Dünya Harbindeki kurtarıcısı İnönü, Kütahya C.H.P. Konggesine yolladığı mesajda şöyle diyor:

«Dış meselelerdeki ihtilâtların memleketimiz için neler hazırladığını bilmiyoruz. Biz, yurdun kaderiyle birinci derecede ilgili bir siyasi teşekkül olarak, vatandaşa teveccüh edecek vazifeler için yüreği açık ve fedakârlığa hazır insanlar olarak bulunuyoruz. Böyle zamanlarda iç münakaşaların bir itidal zemini üstünde kalması için iktidarın da kendisini bir takım vazifeler karşısında addedeceğini tahmin ederiz.»

Gene C.H.P. nin bu güvene ne kadar lâyık olduğunu, Ortadoğu'daki son buhran da göstermiştir. Çünkü, Ortadoğu'da yıllardır güdülen siyasetin böyle tehlikeli durumlar yaratabileceğini, yahut böyle durumlar ortaya çıkmasını önleyemeyeceğini, C.H.P. çoktan görmüş ve iktidarı uyarmak için elinden geleni esirgememişti.

Hattâ, son buhranın patlak vermesinden daha birkaç gün önce, Sayın İnönü, uyarışlarının en kuvvetlilerinden birini yaparak şöyle diyordu:

«Ortadoğu'da Arap ricali arasındaki dahilî mücadele şiddetle devam etmektedir. Ve Arap ricali biribirlerini yenmek için kendi hudutları dışında bulunan bütün dostları, uzak devletleri, yakın devletleri vasıta olarak kullanmaya çalışmaktadırlar. Türkiye de bu yolda şimdiye kadar epeyce kullanılmıştır. Temenni edelim ki bundan sonra kimse Türkiye'yi kendi hususi maksatları için kullanmak imkânını bulmasın.

«Bugünlerde Bağdat Paktından çok bahsedildîğini hep beraber işitiyoruz. İşin iç yüzünü bildiğimiz yok. Fakat her toplantı zamanı Bağdat Paktının mühim bir meselesi vardır. O toplantı zamanında hangi âza toplantıya iştirak etmeyecek ve hangi âza konuşacak? Arada bir namevcut olduğa halde müzakere yapılacak. Şimdilik bu tertibin neticesini bekliyoruz. Bağdat Paktının iyi işlemeyen talihsiz bir tarafı var. Bakalım ne zaman düzelecek!»

Şimdiye kadar bu gîbi uyarışlarına kulak verilmeyen C.H.P. nin ve C.H.P Genel Başkanının ne kadar haklı oldukları ortaya çıktıktan sonra bile, iktidar yanlışlığı anlaşılmış siyasetinde sonuna kadar yürümeğe kararlı görünmektedir. Hattâ iktidarın şimdi büsbütün tehlikeli maceralara atılmasını müttefiklerimizin önlemeğe çalıştıkları yabancı ajans haberlerinden anlaşılıyor.

Türk Devlet Radyosunun verdiği haberler arasında, Başkan Eisenhower'in Ortadoğu ile ilgili son kararlarını gerek iktidar gerek muhalefet liderlerine danışarak aldığını duyan her aklı başında Türk, kendi idarecilerimizin bu haberden bir hisse çıkarabileceklerini boşuna ummuştur.

Cumhuriyet Halk Partisinin ve Liderinin dış meselelerdeki geniş tecrübesi ve en ağır sınavlarda belirmiş ehliyeti, hâlâ, kara günlerde bu milletin yolunu aydınlatabilecek bir ışık potansiyeli olarak, bir köşede dokunulmadan durmaktadır.

Bütün millî potansiyellerimizin harekete geçirilmesini gerektiren şu günlerde böyle bir ihmali Türk milletinin hoş görmesi, bağışlaması elbette beklenemez.

Eğer Türkiye, partilerin dünyadaki Doğu - Batı ayrılığına göre saf tuttukları memleketlerden olsaydı, hükümetin milleti şu buhranlı günlerde karanlık içinde tutması, memleketimize yabancı kuvvetler geldiğine dair haberleri bile milletten saklamağa çalışması, böyle buhranlı devrelerde bütün demokratik idarelerin millete güven ve davranış beraberliği verebilmek için tuttukları yoldan kaçması, memlekette bir parlâmento bile yokmuş gibi davranması, bir dereceye kadar mazur görülebilirdi.

Oysa Türkiye de bütün partiler, dış siyasetimizin ana yönü üzerinde birleşiktirler; Batı ile dostluğun ve ittifakın hararetli taraftarıdırlar. Hattâ ana muhalefet partisi olan C.H.P., Türkiye'nin Batılılar safında yer almasını sağlamış partidir. Dış siyaset konusundaki görüş ayrılıkları bu çerçevenin dışına çıkmamış ve çıkmamaktadır.

Bu durumda, hele dış siyasetteki sınavlarını şimdiye kadar hiç de başarıyla verememiş bir iktidarın, varlığımızı tehdid eden yeni Ortadoğu buhranı sırasında olsun partizan davranıştan sıyrılması gerekmez miydi?

Eğer iktidar liderleri bu lüzumu göremiyorlarsa, milletin nabzını hiç şüphesiz daha iyi yoklayabilen Demokrat Parti üyeleri ve millet vekilleri liderlerini uyarmalıdırlar! Bu, onlara düşen kaçınılımaz bir yurt ödevidir. 

Dosyalar

1958.07.21.jpg
1958.07.21_B.jpg
1958.07.21_B.txt

Koleksiyon

Alıntı

“Son Buhran Karşısında İktidar ve Millet,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 25 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/1006 ulaşıldı.