Bir Yıldız Nasıl Yükselir

Başlık: 
Bir Yıldız Nasıl Yükselir 
Kaynak: 
Bayram, s. 4 
Tarih: 
1953-08-21 
Lokasyon: 
Rahşan Ecevit Arşivi 
Metin: 
BAYRAM GAZETESİ

21-8-1953

Bir yıldız nasıl yükselir

Mr. Orlando iş başında

BÜLENT ECEVIT

Ulus Yazarı

MİSTER Orlando’yu belki duymuşsunuzdur. Duymamış olsanız bile ergeç duyacaktınız. Benim bu yazımı okumayanlar da gün gelip duyacaklardır.

Mr. Orlando önemli adamdır. O kadar önemlidir ki o olmasaydı bugün birçok başka kimseler önemli olamazlardı.

İlle meşhur mu olmak, ille beyaz perdede görünmek mi istiyorsunuz? İlle opera sahnelerine çıkıp aryalar mı okumalısınız? Bunlar için ne öyle büyük işler başarmış, ne pek güzel yüzlü ne de pek güzel sesli olmak şarttır. Mr. Orlando ile tanışmak yeter!

Mr. Orlando’yu bulması kolaydır... Avrupa'da birkaç büyük şehrin lükst otellerini dolaşacaksınız Londra’nın Dorchester Hotel’inde yoksa, Paris’in Hotel Claridges’inde, orada da yoksa Roma’nın Albergo Ambasciatori’sindedir.

Doğuştan İtalyan, şimdi Amerikalı, kısa boylu, tombul, spor giyinen, güler yüzlü bir adamdır. Dünyanın belki en saf, en masum bakışlı adamıdır. Kaşları sanki iyilikten yukarı doğru kalkmıştır. Cana yakın mı yakın, kanı sıcak mı sıcaktır.

Meşhur olmasına meşhurdur ama, kendisiyle tanışabilmek için vasıtalar aramaya, fırsatlar kollamaya lüzum yoktur. Mr. Orlando alçak gönüllüdür. Onu hangi lüks otelde ele geçirirseniz, o otelin salonunda, barında şöyle birkaç gün görünüverin! Tesadüfen asansöre bir-iki defa beraber biniverin! Siz gözünüzü kaldırıp yüzüne bile bakmadan o size sokulacaktır. Üç dakikada sizinle ahbap olacak, onuncu dakikaya varmadan kim olduğunuzu, milliyetinizi, işinizi gücünüzü, mali durumunuzu ve hayattaki en büyük arzunuzu öğrenecektir.

O gece belki beraber yemek yiyeceksinizdir.

Artık gözünüz aydın! İşiniz iştir. Bir hafta, bilemediniz bir ay sonra, bir sabah bir de gözlerinizi açacaksınız ki meşhur olmuşsunuz. Aşağıda muhabirler, fotoğrafçılar, belki film ajanları, belki opera empresaryoları sizi bekliyordur.



Mr. Orlando’nun işi budur; insan meşhur etmek!

Başka işleri de vardır diye rivayet ederler. Günahı söyleyenlerin boynuna, meselâ, şöhret için herhalde Orlando’ya ihtiyaç duymayan Kıral Faruk’a da ufak tefek hizmetleri dokunduğunu söylerler. Ama bu gibi hizmetler, Orlando’nun meslek hayatında, gaye için birer vasıtadan ibaret sayılır. Bir güzel kız Faruk’un yanında birkaç defa görünmekle şöhret kazanabilecekse, neden Mr. Orlando ona bu imkânı hazırlamasın?

Orlando, nice düşkün prenseslere yeniden sosyete kapılarını, gazete sütunlarını açmış; nice köylü kızlarını büyük şehirlerin sahnelerinde alkışlatmış; kenar mahalledeki evinin penceresine bir yastık dayayıp, mahmur gözlerle, daracık sokakta yalınayak koşuşan çocuklara bakarken 5 inci Avenüyü hayal eden nice genç kızın ayağına 5 inci Avenüyü getirip sermiştir.

Orlando’nun bir insanı meşhur etmeyi üzerine alması için, o insanın paralı da olması şart değildir. Eğer meşhur olmak için gerekli vasıflardan bazısı o ınsanda zaten varsa, Mr. Orlando peşin ücret istemez. Önce müşterisini meşhur eder, ondan sonra şöhretin ona getireceği paradan hissesini alır.

MİSAFİR edildiğimiz lüks otelin salonunda, hazır Mr. Orlendo’yu ele geçirmiş ve ahbaplığımızı ilerletmişken biz de meşhur olmayı bir denesek mi diye konuşuyorduk ki, bir arkadaşımız, heyecanlı bir sesle konuşmayı kesti:

— Şuraya bakın azizim, dedi; atom gibi kız!

Gerçekten, “atom gibi” her ne demekse tıpkı öyle bir kız. salonun önünden geçiyordu. Kızıl saçları yüzünün yarısını örtmüştü. Hiç etrafa bakmayan gözleri ışıl ışıldı. Dolgun dudakları hafifçe aralık, ufacık burnu solur gibiydi. Uzun boylu, dimdik ve sapasağlamdı. Radyo ilânlarındaki kızlara benziyordu.

Fakat biz, meşhur olmak meselesini, ve “Atom gibi” kızı aklımızdan çıkardık. Misafir edildiğimiz otelde, o gün son akşamımızdı. Paralarımız tükenmişti. Sabah otelden ayrılırken bahşişleri nasıl bir araya getirebileceğimizi hesaplamaya başladık. Gece, Sarayda bir kabul resmine davetliydik. Nasıl olsa orada biraz karnımız doyardı. Ertesi gün, uçakta vemeklerimiz getirilinceye kadar, ağzımıza bir lokma birşey atabileceğimiz şüpheliydi.

İşte biz böyle ince hesaplar yaparken, gözlerinde masum bakışları, dudaklarında dostça gülümsemesi ile, Mr. Orlando çıkageldi. Kollarını açıp bize yaklaştı; İtalyan aksanlı İngilizcesi ile,

— Günaydın gazeteci dostlarım, ben de sizleri arıyordum, dedi.

Korka korka, bir kahve içer misiniz, diye sorduk; neyse, biraz önce içmiş de reddetti.

Sonra bize, yeni yükselmekte olan bir büyük yıldızı anlatmaya başladı. Bu büyük yıldız pek yakında Hollywood semalarında da parlamaya başlıyacaktı. Şimdiden üç filmde oynamış ve öyle başarı kazanmıştı ki, kendisine, Marlene Dietrich’in hayatını canlandıracak bir filmde baş rol teklif edilmiş, fakat o, pek akıllıca davranarak, bu parlak teklifi reddetmişti.

— Aman keşke reddetmeseydi, dedik.

O zaman Mr. Orlando, bir artist için en büyük tehlikenin kendini başka bir artiste benzeterek şöhret yapmak olduğunu, şahsiyet sahibi bir kimsenin ancak kendı kendine benzeyebileceğini, Marlene Dietrich büyük de olsa, bir başka güzel kadının, kendini ona benzeterek büyük artist olamıyacağını anlattı, ve şahsiyet sahibi olmanın değerleri üzerinde bize uzun bir konferans verdi. Orlando filozof adamdı. Bu uzun konferansını bir sonuca bağlayarak:

— Linda Caroll da, bir Marlene Dietrich taklitçisi olarak değil, bir Linda Caroll olarak büyük yıldızlar arasına yükselecektir, dedi.

Hiç birimiz daha filmini görmemiştik ama, onun büyük bir yıldız olduğundan şüphemiz kalmamıştı. Linda Caroll!... Bu ad, biz ne kadar duymamış olsak da, zaten ancak bir büyük yıldızın adı olabilirdi.

Mr. Orlando:

— Sizler gazetecisiniz; Linda Caroll’la tanışmak istiyeceğinizden emindim, dedi; onun için kendisini buraya çağırdım, şimdi odasından iner.



ÇOK geçmeden salonun kapısında kızıl saçlı bir baş göründü. O “Atom gibi” kız, gözleri ışıl ışıl, dolgun dudakları hafifçe aralık, ufacık burnu solur gibi, dimdik adımlarla masamıza doğru yürüyordu. Mr. Orlando yerinden kalktı.

— İşte gazeteci dostlarım, dedi, tanışmak istediğiniz büyük yıldız Linda Caroll. Ona Marlene Dietrich rolünü teklif ettiler, fakat reddetti.

Linda Caroll karşımızda, görücüye çıkmış bir taze kadar mahcup, kırıtıyordu.

Biz de ayağa kalkmıştık. Umurundaymış ve aklında kalırmış gibi kendisine, birbir adlarımızı, gazetelerimizin adlarını, ve çıktığı şehirleri sıraladık.

Mr. Orlando,

— Haydi haydi, sıkılmayın, konuşun; siz gazetecisiniz, elbette soracağınız şeyler vardır, dedi.

Bize, cesaret vermek istermiş gibi, Linda Caroll’un çıplak kolunu sıkıp okşuyor, bir yandan da o saf bakışlarıyla gözlerimizin içine bakarak gülümsüyordu.

Aklımıza gelen mânasız soruları sormaya başladık. Belli ki zekî bir kızdı. Bize, sorularımızdan daha mânalı cevaplar veriyordu.

Orlando ,damdan düşer gibi,

— Eğer isterseniz, bu akşam hep beraber Linda ile bir yere gidebilirsiniz, dedi, ve sonra Linda’ya dönüp sordu:

— Değil mi Linda?

Mahcup taze kırıtarak,

— Elbette, dedi.

Bir anda. hepimizin alnında terler belirmişti. Daha biraz önce, cebimizde kalan son paraları ortaya dökmüş, sabah otele bahşiş çıkışacak mı diye ince ince hesaplar yapıyorduk. Üç film çevirmiş ve Marlene Dietrich rolünü reddetmiş bir yıldızla, bir Linda Caroll’la birlikte, altı kişi, bir büyük Avrupa şehrinde gece bir yere gitmek ne demekti?

Aramızdan biri,

— Ah ne yazık, dedi; biz bu akşam Saraya davetliyiz, sabaha da gidiyoruz.

Mr. Orlando,

— Canım, Saraydan çıkınca buluşursunuz, dedi.

Yutkunduk. Biraz daha terlemiştik.

Sonra bir başka arkadaşımız imdada yetişti:

— Ah, unutuyorduk, dedi. Saraydan sonra da Büyükelçimiz bizi yemeğe davet etti.

— Canım, yemekten çabuk kurtulursunuz.

Baktık, doğruyu söylemekten başka çare yoktur. Aramızda kendi dilimizle uzun bir fiskostan sonra bir gönüllü seçtik. Bu gönüllü arkadaşımız Orlando’nun kulağına eğilip, ertesi gün hareket edeceğimiz için bütün paramızı harcadığımızı, gece bir yere gidecek halimiz olmadığını anlattı.

Orlando’nun aklı bu özüre de pek yatamamıştı. Avrupa’nın en lüks otellerinden birinde kalan, akşam Saraya, gece Büyükelçiliğe davetli altı gazetecinin cebinde para olmamasını, ne İstanbul’da Ankara Caddesine, ne de Ankara’da Rüzgârlı Sokağa yolu hiç düşmemiş, Mr. Orlando gibi masum bir insan elbette anlayamazdı.

Bizim, kızıl saçlı yıldızla gece bir yere gidip birkaç şişe şampanya içmeyi yeteri kadar cazip bulmadığımıza hükmetmiş olacak ki, o da arkadaşımızın kulağına eğilerek, istersek kendisini daha yakından da tanımak fırsatını bulabileceğimizi ima etti. Bunu hepimizin duyacağı bir fısıltıyla söylerken gözlerinde gene o masum bakışlar vardı, ve bir eliyle gene Linda’nın kolunu okşuyordu.

Bizi kandırmaktan ümidi kesince, büyük yıldızın oda numarasını verdi. Kendisini istediğimiz zaman odasında arayabileceğimizi, ve istersek dışarı da davet edebileceğimizi söyledi.



O Akşam biz Saraydan otele döndüğümüzde, kızıl saçlı yıldız, kıranta bir Amerikalının kolunda, üzerinde omuzu açık bir esvap, otelden çıkmış, kocaman, siyah bir otomobile biniyordu.. Biz sıkıla sıkıla selâm verirken, o, hafifçe dudaklarını büküp, selâmımızı belli belirsiz iade etti.

Arkasından öyle baka kalmıştık. Otomobil çekip gitti.

Biz bakakalmıştık ama, Mr. Orlando’nun istediği de olmuştu. İçimizden birkaçı olsun gazetelerde kendinden ve Marlene Dietrich rolünü oynamayı reddetmiş o kızıl saçlı yıldızdan bahsedecekti ya!

Gün gelecek, belki Linda Caroll gerçekten HoJlywood’un semalarında parlak yıldızlar arasına yükselecektir.

O zaman biz, Linda Caroll’u gece dışarı götürmeyi reddetmiş insanlar olmakla öğüneceğiz.

O lüks oteldeki züğürtlüğümüzün bu kadarcık da tesellisi olur artık! 

Dosyalar

1953.08.21.RE_Bayram_B.jpg
1953.08.21.RE_Bayram_B.txt

Koleksiyon

Etiketler

Alıntı

“Bir Yıldız Nasıl Yükselir,” Bülent Ecevit Yazıları 1950-1961, 25 Kasım 2017, http://ecevityazilari.org/items/show/1 ulaşıldı.